1985 yılı Türkiyesi… Beş yıl önce yaşanan askeri darbenin travmasını üzerinden atmaya çalıştığımız yıllardan biriydi. Üniversitelerde dernekleşme çalışmalarının hız kazandığı, Cumhuriyet Gazetesi’ne “Pravda” denildiği, Filtresiz Bafra’nın, Maltepe’nin Uzun Samsun’un içildiği, ekonomide “Liberalleşmenin” başladığı, Türkiye’nin kot pantolonla tanıştığı, Marlboro içmenin prestij sayıldığı, Polis Radyosu’nun kahvehanelerde çalındığı; Cem Karaca’nın kasetlerden gizlice dinlenildiği, Barış Manço’nun, Sezen Aksu’nun, Füsun Önal’ın, Seyyal Taner’in, Ajda Pekkan’ın, Nilüfer’in, İlhan İrem’in, Erkin Koray’ın kliplerinin büyük bir heyecanla TRT Televizyon kanalında izlendiği ve Türkiye’de halen sadece tek bir kanalın yayında olduğu; siyasette Necdet Calp ve Halkçı Partisi’nin, hükümette Anavatan Partisi’nin ve Turgut Özal’ın başbakan olduğu yıllardı.

Muhafazakarlığın dünyada yükselişe geçtiği 1985 yılında, ABD Başkanı Ronald Reagan’dı. Yugoslavya henüz parçalanmamıştı. Kıbrıs Barış Harekatı’nın üzerinden sadece 11 yıl geçmişti. Kısa adı SSCB olan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği Komünist Partisi Genel Sekreterliği’ne Mihail Gorbaçov yeni seçilmişti. BM Genel Sekreterliği görevini ise Perez de Cuellar yürütüyordu.

Kızlı erkekli gruplarla Etiler’de bulunan Stüdyo 54 adlı diskotekte eğlenmek için gittiğimizde DJ kimleri çalmıyordu ki: Lionel Richie, Billy Ocean, Duran Duran, Pia Zadora, Pet Shop Boys, Bryan Adams, Diana Ross ve daha nice yıldızların hit parçaları eşliğinde gecenin ileri saatlerine kadar eğleniyorduk. 1985 yılında CD yoktu, evlerimizdeki pikaplardan 45’lik plakları hala keyifle dinlerdik. Müzik ise en çok kasetçalarlardan dinlenirdi. Şimdikinin korsan CD’cileri olduğu gibi o dönemde de orijinal kasetler ve orijinal olmayan kasetler vardı – kasetleri kopyalamak ise henüz suç sayılmıyordu. Ordu Caddesi üzerinde, müdavimlerinin İstanbul Üniversitesi öğrencilerinin olduğu “Cabir” adında bir müzik dükkanı vardı. Sadece kaset çoğaltmaz, plaktan kasete de kayıt yapar, bir de yurtdışından getirttiği “orijinal kayıtlar” olarak adlandırılan kasetler vardı. Bu “orijinal kayıtlardan” Lübnan kökenli bir Amerikalı sinema sanatçı olan Casey Kasem’ın sunduğu “American Top 40” adlı müzik programının kaset kaydı da hala anılarımdadır. Neler yoktu ki bu kasetlerde: “Dolby Stereo” kalitesinde kaydedilmiş “Stevie Wonder’dan ‘Part Time Lover’, USA For Africa’dan ‘We are the World’, Madonna’dan ‘Material Girl’, Dire Straits’ten ‘Work Of Life’, Modern Talking’den ‘Cheri Cheri Lady’, Opus’tan ‘Live is Life’, Kool & The Gang’den ‘Fresh’, A-Ha’dan ‘Taken On Me’, Sandra’dan ‘Maria Magdalena’, Queen’den ‘Living On My Own’ gibi efsane olmuş sanatçılar ve unutulmaz parçaları, stereo kasetçalarlardan keyifle dinliyorduk.    

***

1980’lerde dünyada yukarıdaki gelişmeler olurken Türkiye’de 12 Eylül 1980 yılında gerçekleşen askeri darbeyi takip eden süreçte Türk Sanat Tarihi’nde gerçek anlamda bir kırılmanın yaşandığı bir dönem olmuştur. Akademi bir referans olmaktan çıkmış, Türk resmi tıpkı Avrupa resminin 1960 ile 70’lerde yaşadığı kırılmayı yaşamış, özgürleşmiş, asi bir ruha bürünmüştür. Özellikle resim sanatındaki tuvalin zemin olarak kullanılması gerekliliği geçerliliğini yitirmiş, tuvali aşan sanatsal çalışmalar yapılmaya başlanmıştır. “Kavramsal Sanat”, teknolojik gelişmelere paralel olarak, çağdaş düşünceyle bütünleşen yeni bir akım olarak ortaya çıkmıştır. Sanatçılar teknolojiyi de kullanarak, eleştirel bir tavırla geleneksel yöntemleri sorgulayan yeni söylemler geliştirmeye başlamışlardır. Serhat Kiraz, Bedri Baykam, Balkan Naci İslimyeli, İnci Eviner, Tomur Atagök, Nur Koçak, Gül Ilgaz, Gülçin Aksoy vs. bu dönemin öne çıkan isimleridir.

1980’lerin önemli sanat dergileri olan Hürriyet Gösteri, Sanat Çevresi, Milliyet Sanat, Yeni Boyut, Hürriyet Gösteri dönemin sanat tartışmalarını sayfalarına taşıyor; sanat çevresi Maçka Sanat Galerisi, AKM, Yahşi Baraz, Nev, Urart gibi galeriler Türk sanat piyasasına yeni bir bakış getiriyorlardı. Türk Galericiliği de tüm bu gelişmelere paralel olarak şekillenmiş ve özellikle Beyoğlu ve Nişantaşı sanat yaşamının merkezleri olmuşlardır.

1985 yılı Çağdaş Türk Sanatı Tarihi için hafızalarda yer alması gereken bir yıldır: Günümüzden tam 35 yıl önce Mine Sanat Galerisi kuruldu. Adnan ÇOKER, Mustafa ATA, Zekai ORMANCI, Serhat KİRAZ, Yusuf TAKTAK ve Nur KOÇAK gibi isimlerin fikri destekleriyle kurulmuş olan Mine Sanat Galerisi mekan olarak İstanbul’un Anadolu yakası tercih etmiş ve söz konusu bölgenin çağdaş sanat galerisi eksikliğini doldurma görevini de üstlenmiştir. Sanat galerilerinin Beyoğlu ve Nişantaşı’nı tercih ettikleri bir dönemde, Anadolu Yakası’nda bir sanat galerisinin kurulması Kadıköy için oldukça önemlidir.

Mine Sanat, 1985 yılında Altıyol, Kuşdili Caddesi’nde resmen faaliyetlerine başlamıştır. 1989 yılında Altıyol’daki mekanından ayrılarak önce Kızıltoprak, 1991’den itibaren de on yıl boyunca Bağdat Caddesi Ogün Sokak’ta sanatsal faaliyetlerini sürdürmüştür. Kasım 2008’de, Kadıköy’deki mekanına ek olarak İstanbul Nişantaşı’nda ikinci mekanını sanatçı ve sanatseverlerin hizmetine sunmuş, Bağdat Caddesi’nde bulunan galeri mekânı ise showroom ve alternatif bir mekân olarak genç sanatçılarla faaliyetlerine devam etmeyi sürdürmüştür.

2009 yılından itibaren ise galeri şehir dışı etkinliklerine ağırlık vermiş ve bu konuda sezonun pasif etkisine karşın farklı alternatif mekan arayışına girmiş ve Bodrum’da karar kılmıştır. 2005 ve 2006 yıllarında Bodrum Turgutreis D-Marin‘nin tahsis ettiği mekânda yaz sergileri adı altında iki sezon üst üste 18. ve 19. yaz sergilerini; 2006’da ise Sanatçı Sinan Demirtaş’ın kişisel sergisini düzenlemiştir. 2012 yaz sezonunda Yalıkavak Palmarina’da sanat mekanına dönüştürülen eski yağhane yapısında; atölye, sanat eğitimleri, yaz-kış karma ve kişisel sergi projelerini geliştirmiştir. Şu anda aktif olarak sergi programlarını gerçekleştirdiği Bodrum Yalıkavak Özkan Sokak’taki mekanında, İstanbul Caddebostan’daki showroomunda, Caddebostan Kültür Merkezi’nde, ayrıca 3 yıl önce Antonina Turizm ile gerçekleştirdiği iş birliği neticesinde Harbiye’de faaliyetlerine devam etmektedir.

***

Ankara Ticaret Odası verilerine göre kurulan şirketlerin yüzde 80’inin ilk beş yılda kapandığı; şirketlerin ortalama ömrünün on iki yılda kaldığı Türkiye’de, bir işletmeyi 35 yıl ayakta tutabilmek bir başarı öyküsüdür.

Kurumlar da her varlık gibi doğar, gelişme gösterir ve varlıklarını sonlandırırlar. Ülkemizdeki önemli sorunlardan biri, şirketlerin kısa ömürlü oluşlardır. Mine Sanat Galerisi sanat galerilerinin kapandığı bir dönemde Türkiye ortalamasının üç katı ömrüyle sanat dünyamızda önemli sergilere imza atmış ve atmaya devam etmektedir.

Galeri kurucusu sevgili Mine Gülener ile yolumuz iki yıl önce Bodrum’da kesiştiğinde bir hayal kurmuştuk. O hayalin meyvesi Antonina Sanat Galerisi oldu. Mine Gülener gibi sanat galericiliğinin duayen bir ismiyle bu projeyi gerçekleştirdiğim için kıvanç duyuyorum.

Cahit Stıkı Tarancı’nın “Yaş otuz beş! Yolun yarısı eder” dizesiyle başlayan şiirdeki ömürden çok daha fazla ömürler diliyorum Mine Sanat Galerisi’ne..

DAGMAR – SADİ GÖĞDÜN & AYLA-SABİT ULUHAN KOLEKSİYON SERGİSİ kapsamında 15 Ekim – 30 Kasım tarihleri arasında sergilenecek John Adelman, Erol Akyavaş, Özdemir Altan, Mustafa Altıntaş, Şemsi Arel, Hale Arpacıoğlu, Mustafa Ata, Tomur Atagök, Ferruh Başağa, Alp Batu, Bubi, Cihat Burak, Zahit Büyükişliyen, Adnan Çoker, Tanju Demirci, Cevat Dereli, Burhan Doğançay, Devrim Erbil, İnci Eviner, Eren Eyüboğlu, Güngör İblikçi, Balkan Naci İslimyeli, Ergin İnan, Asım İşler, Zeki Faik İzer, Nur Koçak, Hayati Misman, Zühtü Müridoğlu, Zekai Ormancı, Ahmet Özel, Güngör Taner, Süleyman Saim Tekcan ve Şenol Yorozlu gibi Türk Sanat Tarihi’ne geçmiş üstadların eserlerini ağırlamaktan büyük mutluluk duyuyorum. Bu vesile ile Dagmar – Merhum (… – 2019) Sadi Göğdün ve Ayla – Sabit Uluhan’a koleksiyonlarını Antonina Sanat Galerisi’nde sergileyecekleri için teşekkürlerimi sunmak istiyorum. Bu serginin gerçekleşmesinde büyük emeği olan sevgili Mine Gülener’e, Mine Sanat Galerisi’nin temel taşı olan Nur Gülener’e ve eşsiz katkıları için Ayşe Koşak’a teşekkürü bir borç bilirim.

Avatar
Yazar

Sanat Tarihçi

Yorum Yazın