Üsküp Tefeyyüz İlkokulu mezunu olmaktan hep gurur duydum.. Bu nedenle her Makedonya turumda beni yetiştiren okulun koridorlarını grubuma gezdirmekten keyif alırım. 1884 yılında kurulan Üskübün bu en eski okulunda dedem Pabuççu Fettah Efendi ve babam Celal Tuna da okumuş- hatta Yahya Kemal’in de okulun tedrisatından geçmiş olduğu bilinir. 

Üsküp doğduğum, yetiştiğim şehir..ilk klasik müzik konserine gittiğim, tiyatro sahnesinin kendine has kokusunu ilk defa hissettiğim, operayı ilk kez izlediğim, bir sanat galerisini ilk kez gördüğüm şehirdir..uygarlığa gözlerimi açtığım bir şehirdir Üsküp.. 

Tefeyyüz İlkokulu’ndaki öğrencilik döneminde en sevdiğim derslerden biri “Resim” dersiydi..bunun başlıca nedeni resim öğretmenimin gerek yaşam tarzı, gerekse de örnek kişiliğiyle bize örnek örnek olmasıydı..

Soğuk Aralık ayının bir kış günüydü ve okulda nöbetçiydim. Haliyle okulun fırınından poğaçaları dersliğe taşıma sırası bendeydi..telaş içinde fırına giderken resim öğretmenim Mustafa Asım ile odasının önünde göz göze geldik. Nereye koşturduğumu sorunca nereye gittiğimi söyledim.. “Gel otur şuraya” diyerek tabureyi gösterdi. Oturdum. Karşıma geçti  ve şövalede bulunan kağıdın üstüne çalışmaya başladı..Sessizce ve hareketsiz olarak 10-15 dakika geçti..kalkabileceğimi söylediğinde derhal öğretmenimin yanına giderek yeni yapılmış olan portremin eskizini gördüm.. 

Ofisime yıllar sonra bir sürpriz yaparak koltuğunun altında portremi getirip bana hediye eden rahmetli Mustafa Öğretmen’i bu yazımda özellikle anmak istedim..  

Mustafa öğretmenimin bir özelliği de babamın çalıştığı gazetede grafik sanatçı olmasıydı. Gazete için çok sayıda afiş ve kitap kapağını tasarlamıştı..

Yugoslavya’nın 2.Dünya Savaşı’nda olduğu ve savaşın henüz bitmediği bir yılda yayın hayatına başlayan bir gazete vardı. Bu gazete, büyük bir harbin bir ülkeyi yıktığı, 1,5  milyon insanın hayatını kaybettiği, şehirleri yerle bir ettiği, insanların ayrıştığı hatta toplama kamplarına gönderildiği bir dönemde ortaya çıktı..Ülkede bir birbirine düşman 20 farklı etnik gruba yeni bir yaşam ümidi sunacak, geleceği birlikte inşa edecek bir hayali gerçekleştirmek için fikir üretecek bir mecra olmak üzere yola çıktı bu gazete. Sırp, Hırvat, Türk, Macar, Alman, İtalyan, Sloven, Boşnak, Karadağlı, Bulgar, Arnavut, Makedon, Ulah, Roman..milliyeti ne olursa olsun herkesin yurttaş olarak kendini eşit hissedeceği bir düzen hayaliyle yollar döşendi, tesisler kuruldu, ülke yeniden inşa edilmeye başlandı. Kardeşlik ve birliği bir arada tutacak meşaleydi; Yugoslavya’da Türk toplumunu bir arada tutan, yazıları heyecan yaratan, sevilen bir gazeteydi.. Bu gazetenin adı “BİRLİK”ti. 

Çocuk yaşta ilk şiirimi “Birlik” gazetesinde yayınlandı.. Babam Celal Tuna bu gazetede  uzun yıllar editörlük, muhabirlik, yayın yönetmenliği  yaptı. Gazetenin matbaada basılacağı ve babamın nöbetçilik yapacağı geceleri iple çekerdim hep..Matbaanın kurşun kokulu havası çocukluğumda unutamadığım hatıralarım arasındadır..

Ailemizin adeta bir sembolü olan “Birlik Gazetesi” çocukluğumun ayrılmaz bir parçası oldu..

    Resim öğretmenim Mustafa Asım’ın portremi yapmasının ardından yıllar sonra Mine Sanat Galerisi’nin kurucusu Mine Gülener’le  güzel ve çocuksu bir heyecanla yeni bir yola “Birlik”te çıktık..

   “Antonina Sanat Galerisi”nin açılış sergisinin adını düşünürken “Birlik” ismi de kendiliğinde çıkıverdi..

    Ülkemizin bu günlerde geçtiği bu zor, çetin ve dar bir yolda bizden  ihtiyaç duyduğu özlemi dile getiriyor “Birlik”..

    “Birlik sergisi” barışa, huzura, toplum olarak hasret kaldığımız bir duyguya işaret etmeyi amaçlıyor..

   Uygarlık serüvenimiz “Birlik” olduğumuz sürece başarıya ulaşacaktır..

   “Birlik Sergisi” Türkiyemizin birbirinden değerli 12 sanatçısını bir araya getiriyor..

   Ülkemizin bu oniki sanat değerini bir sergide buluşturmanın onurunu yaşattıkları için sanatçılarımıza şükran duyuyorum..

   Sergimizin güzelliklere vesile olması dilerim..

    Sevgiyle,

Avatar
Yazar

Sanat Tarihçi

Yorum Yazın