İnsanlık tarihi aynı öçlüde bir aşkın tarihidir aslında. Tarih, dünyaya hükmetmiş ancak tek bir kadının aşkı altında ezilen birçok hükümdarı anlatır. Kutsal metinler, erkek egemen bir anlatım  diliyle yazılsa da, kadınların ilk günahın sorumlusu olduğu belirtilse de kadınsız bir kutsal metin neredeyse yok gibidir. Tarih erkekler tarafından yazılmış, ancak kadınlar tarafından “yazdırıldığı” da tarih olaylarını incelendiğinde anlaşılacaktır. Şiirleri yazan genellikle erkekler olmuştur, ancak hangi şiir bir kadın olmadan şiirsel bir dille yazılabilir ki? En güzel aşk romanlarını erkek yazarlar yazmıştır. Klasikleri erkek romancılar yazmış ancak “Ana Karenina”yı Tolstoy’a yazdıran ilham kaynağı bir kadın değil midir? Bununla birlikte kadın birçok tarihsel olayda bizzat değişimin kaynağı da olmuştur. Birçok kadın tarihi yaratmış, yaşanılan aşkla birlikte bizzat tarihin değişmesine yol açmıştır. Bazı kadınlar ürettikleriyle, bazıları çileli hayatlarıyla, bazı kadınlar da tarihte yaşadıkları aşklarla gündeme gelmişlerdir. Bu aşklar bazen tarihe yön vermiş, bazı aşklar da tarihi tümden değiştirmiştir. İşte tarih yazdıran üç aşk hikayesi..

Adem ve Havva

Kutsal kitapların en eskilerinden biri olan Tevrat’ın birinci bölümü “Tekvin (yaratılış)”tır. Tanrı Adem’i topraktan yaratır, Havva’yı ise Adem’in kab urga kemiğinden. Tanrı bu ilk iki insanı  mutlu olmaları için içinde her türlü yiyecek ve içecek olan Cennet Bahçesi’ni hazırlar ve bu bahçeden her şeyi yiyebileceklerini, sadece “Yasak Meyve”yi yememeleri konusunda uyarır. Cenet Bahçesi’nde mutlu bir şekilde yaşarlarken Havva’nın aklını çelen şeytan yasak meyveden yemesi için Adem’i ikna eder. Adem ve Havva’nın bu davranışlarının sonucu cennetten kovulmuşlardır. Havva’nın Adem’e yasak meyvayı vermesi insanlık tarihinde tarif edilmiş “İlk Aşk”lardan biridir belki de ilkidir. Aşkları uğruna cennetten kovulmayı yeğleyen ilk romantik aşk olduğunu da söyleyebiliriz. Peki bir an için şöyle olduğunu düşünsek: Adem, Havva’nın yasak meyvasını almayı red etseydi yani günah işlemek yerine, mazbut ve mülayim bir hayatı tercih etseydi insanlık tarihi acaba şimdi nasıl bir seyir izlerdi? Eğer bu ilk aşk hikayesi olmasaydı Tevrat’ın ve İncil’in seyri asıl olurdu ?

Süleyman ile Belkıs

Habeşistan’da 14. Yüzyıla tarihlendirilen “Kebra Nagast” (Kralların Zaferi) adlı elyzaması kitabına göre Saba Kraliçesi aslında Makeda adında bir kraliçeydi. Etiyopya’nın kuzeyinde bulunan ve UNESCO’nun Dünya Kültür Mirası Listesi’nde yer alan Aksum adlı bir şehirde yaşamıştır. Kraliçe Makeda Kudüs’ü ziyaret etmiş ve birkaç ay kalmıştır. Aksum’a dönmeden birkaç gün önce Süleyman Makeda’yı sarayına misafir etmek istemiştir. Kraliçe Süleyman’a, sarayında konu olarak kalacağını ancak onunla hiçbir şekilde aynı yatağa girmeyeceğini söylemiş,  kral da buna karşılık olarak Makeda’nın kaldığı sürede saraydan hiçbir eşyayı yatacağı  odaya götüremeyeceği karşılığını vermiştir. Süleyman kurnazca bir plan hazırlar ve görevlilere çok tuzlu ve çok baharatlı bir yemek hazırlamalarını söyler ve kraliçenin geceyi geçireceği odasının yatak ucuna kendisine ait bir değerli kasenin içine su doldurur.  Akşam yemeğinde bu ikramları yiyen kraliçe gece susadığı için yanıbaşında duran kaseden suyu içtiği sırada süleyman kraliçenin odasına girer ve kendisine ait su kasesinin alındığını söyler ve kraliçe ile birlikte olur. Bu birliktelikten ise soyu 1970’lere kadar uzanan dünyanın en uzun süreli hanedanının ilk temsilcisi olan Kral 1.Menelik doğar. 

Kral 1.Menelik daha sonra Kudüs’e babasını görmeye gider ve Kutsal Ahit Sandığı’nı Etiyopya’ya getirir. Birçok Etiyopyalı Tevrat’ta bahsi geçen kutsal ahid sandığının Aksum’da bulunan Meryem Tsion Kilisesi’nin yanında bulunan Tablet Şapeli’nin içinde olduğuna inanır. Kutsal Ahid Sandığı’nın kopyaları Etiyopya’nın değişik yerlerindeki kilielerde bulunmaktadır.

Başka kaynaklara göre ise, Sebeliler, bugünkü Yemen’de yaşayan bir Arap kavmidir. Tevrat’taki ismiyle Kraliçe Şiba’nın  ise Hz Süleyman dönemninde (MÖ 970-932) yaşanış br Arap kraliçesi olduğu düşünülmektedir. Bir başka kaynağa göre ise ise Saba Kraliçesi’nin gerçekte Yemen’li bir hükümdarın olduğunu yazar.

Kur’an-ı Kerim’de anlatılan mesele göre  Hz Süleyman kuşlarla konuşabiliyordu ve kuşlardan aldığı haberlerden dünyada olup bitenlerden haberdar oluyordu. Bu kuşlardan biri olan Hüdhüd Belkıs’tan haber getirmiş ve Belkıs ile halkının güneşe taptığını söyler. Bunun üzerine Hz Süleyman Belkıs’ı hak dinine davet eden bir mektup yazmıştır. Belkıs Süleyman’ın gücünden korktuğu için bazı hediyeler de hazırlayarak Kudüs’e gönderir. Süleyman bu hediyeleri hakaret kabul ederek gelen elçileri işgal tehdidiyle gönderir. Elçiler henüz haberi göndermeden Süleyman Belkıs’ın tahtını kimin getirebileceğini sorar; yanındakiler de göz açıp kapanıncaya kadar tahtın huzurda olacağını söylerler. Hz Süleyman Belkıs’ın kendisine getirilmeden önce kristalden yapılmış bir köşkün altında balıkların yüzdüğü bir havuz da yaptırmıştır. Belkıs’ın da daha önce görmediği bu köşkün büyüsüyle Süleyman’ın dinine geçtiği belirtilir.

Tevrat ve Kur’an’da bahsi geçen bu aşkın hikayesi Hendel tarafından bestelenen bir oratoryo, Charles Gounod tarafından yazılmış bir opera ve Ottorino Respighi tarafından bir bale eserine konu olmuş; Claude Lorrain, Tintoretto ve Rafael’in tablolarında da işlenmiştir.

Kral Herod ile Prenses Salome

Hz.İsa’nın yaşadığı dönemde Ölü Deniz ve Akdeniz arasında hüküm süren Kral Herod ile Prenses Salome’nin öyküsü tarih yazan bir başka hikayedir. Prenses Salome Sami kökenli  bir hanedanın kızıydı. Bu hanedanın kurucu kralı ise İncil’de bahsi geçen Büyük Herod’du. Herod’un birkaç evliliğinden çok sayıda çocuğu olmuştu ve bu çocuklar Herod’un ölümünden sonra taht kavgasına giriştiler. Kralın büyük oğlu Herodes Antipas kardeşi Philippus’u öldürerek kral olmayı başardı. Bununla da kalmadı kardeşinin karısı Herodias ile evlendi. Herod sarayında bu olaylar cereyan ederken Ölü Deniz yakınlarında münzevi bir hayat yaşayan, çöllerde deve tüyünden bir elbis ve deriden bir kuşakla dolaşan, çekirge ve bal yiyerek yaşayan Vaftizci Yahya halka arasına karışıyor ve insanları vaftiz ederek arındırma törenleri yapıyordu.  Vaftizci Yahya köy ve kasabalarda dolaşırken Kral Herod ve Herodias’ın evliliğinin zina olduğunu, sapkın bir ilişki olduğunu ve Tevrat’a uygun olmadığını anlatıyordu. İncil’in birçok bölümünde Vaftizci Yahya’nın Hz İsa’yı da vaftiz ettiği yazılıdır. Kraliçe Herodias, Vaftizci Yahya’nın bu konuşmalarından rahatsız olmuş ve bu sebeple Kral Herod’dan öldürülmesini talep etmiştir. Kral, Vaftizci Yahya’nın halka tarafından bir ermiş olduğunu ve halkın ayaklanabileceğini söylemiş ve karısının bu talebini red etmiş ve Yahya’yı sadece hapsetmeyi tercih etmiştir. Kraliçe Herodias’ın Yahya’ya olan hıncı büyüktür ve onu mutlaka ortadan kaldıracak planını devreye sokar. Kocasının, Herodias’ın eski eşinden olan kızı Prenses Salome’de gözü olduğunu bildiğinden, kızını kralı ikna etmesi için görevlendirir. Günlerden bir gün sarayda Kral Herod’un doğum günü eğlencesi düzenlenir. Kraliçe Herodias’ın doğrum günü armağanı, kızı Prenses Salome olmuştur. Kralın önünde ve konukların huzurunda yarı çıplak olarak, yedi tül dansını yapan Salome kendini krala (aynı zamanda amcasıdır) aşık ettirir. Kral Salome ile bir gece olabilmek için kendisinden ne isterse verebileceğini söyler. Salome annesinin telkiniyle gümüş tepsi içinde Vaftizci Yahya’nın kesik başını ister. Herod, Salome’nin bu isteğini kıramaz ve yerine getirir. Herodes ve Salome’nin bundan sonraki ilişkileri hakkında bir bilgi yoktur; ancak bu olay sonrasında ve İncil’de anlatılan birçok olayın ardından Hz İsa çarmıha gerilmiş, Kudüs’te huzursuzluk artmış ve Kral Herod sürülmüş, hastalanmış ve feci bir şekilde ölmüştür.

Avatar
Yazar

Sanat Tarihçi

Yorum Yazın