MINSK

Güneşli bir Temmuz günü Beyaz Rusya’nın başkenti Minsk’e ayak bastım. 1 milyon 800 bin nüfuslu bu şehir Beyaz Rusya nüfusunun beşte birini oluşturuyor. Sovyet döneminde yapılan dev binaları, geniş bulvarları, büyük meydanları ile adeta küçük bir Moskova olduğunu anımsatıyor. Gerçekten de İkinci Dünya Savaşı sonrası harabeye dönen Minsk, örnek bir Sovyet şehri yaratmak isteyen Moskova kökenli şehir plancıları ile mimarların eseridir. İşçi sınıfı ütopyasının kitlesel klasisizmine bir örnek olarak yaratılmış bu şehir tüm Sovyet şehirlerinin de ortak özelliğini taşır.

3 Mart 1067 tarihinde resmen kurulan şehir 1505 yılında Kırım Tatarları, 1812’de Fransızlar, 1918’de Almanlar, 1920’de Polonyalılar tarafından tahrip edilmiştir. İkinci Dünya Savaşı sırasında Almanlar’ın yaptığı yıkımda ise kent nüfusunun yarısı olan 600 bin kişi (bunların arasında 50 bin Yahudi de vardır) hayatını kaybetmiştir. Bağımsızlığının ilan edildiği 25 Ağustos 1991 öncesinde SSCB’nin endüstri devlerinden biri olan Minsk, son altmış yılda hızla toparlanmış ve eski parlak günlerine yeniden kavuşmaktadır.

İki hatlı Metro Hattı, sanat galerileri, son yıllarda açılan alışveriş merkezleri, yeni beş yıldızlı oteller, tertemiz cadde ve sokaklar, yemyeşil parklarla, Minsk yakın bir zamanda turizmin cazibe merkezlerinden biri olmaya aday.

Traetskae Prodmestse

Kuzeyden güney yönüne doğru kıvrıla kıvrıla akan Svislaç Nehri şehri ikiye ayırır. Şehrin tam ortasında restore edilmiş tarihi şehir – Traetskae Prodmestse – yer almaktadır. Nemiga Metro İstasyonu’ndan çıkarak ulaşabileceğiniz bu tarihi merkezde gezilebilecek yerler arasında 16. yüzyılda şehrin eski merkezi sayılan Ploschad Svobody Meydanı, barok tarzda inşa edilen ve iki çan kulesine sahip Kutsal Ruh Ortodoks Katedrali, şehir arşivinin korunduğu Bernardine Kilisesi, 1613 tarihli Aziz Petrus ve Paulus Kilisesi’ni önerebilirim. Hotel Belarus’un 500 metre kuzeyinde bulunan ve 1847 yılında inşa edilen şehrin en küçük kilisesi olan Azize Mariya Magdalena Kilisesi ve Ulusal Opera ve Bale Tiyatrosu bu bölgede görülmesi gereken iki binadır. Svilaslaç Nehri’nin Doğu yakasında yer alan Trateskae Prodmestse on yıl önce 18. Yüzyılın mimari tarzında şehrin tarihi atmosferine katkı sağlamak amacıyla yeniden inşa edilmiştir. Bu özelliğinden dolayı  şehrin bohem nüfusunun akın ettiği bir mahalle halini almıştır. Paris’tekileri andıran şık kahveler, birbirinden lezzetli yemekler sunan keyifli restoranlar, hediyelik eşya dükkanları ve trafiğe kapalı sokaklarıyla Minsk’in en çok ziyaret edilen bölgesidir.

Gözyaşı Adası

Tarihi merkeze bir yaya köprüsüyle bağlı olan Gözyaşı Adası’nda 1979-1988 yılları arasında SSCB’nin Afganistan’daki 9 yıllık savaşında ölen Beyaz Rusya askerlerinin anısına bir anıt bulunmaktadır. Anıtın ortasında ağlayan anneler, kızkardeşler ve dulları simgeleyen kabartma heykeller görülür. Anıtın bir köşesinde çıplak erkek bir çocuk şeklindeki ağlayan melek heykelini görebilirsiniz. Dikkatle bakacak olanlar vücudun bir yerinin diğerinden daha parlak olduğunu fark edeceklerdir. Bu durum da son yıllarda yaygın bir inanıştan kaynaklandığı biliniyor. Bu zamane masalına göre, bu delikanlının en özel yerine dokunan yeni gelinler erkek çocuğa sahip olduklarına inanırlar; bu nedenle yeni evli çiftlerin evlendiklerinin hemen ertesinde bu heykeli ziyaret etmeleri bir gelenek halini almış. 

Praskpekt Nezavisimosti (Fransiska Skoriny)

Minsk’in ana caddesi olan Praspekt Francyska Skaryny bağımsızlık sonrasında ismi değiştirilerek Praspekt Nezavisimosti (Bağımsızlık Bulvarı) adını almıştır. İkinci Dünya savaşından sonra bu cadde üç kat genişletilerek 11 kilometrelik bir uzunluğa erişmiştir. Bu muazzam cadde Ploshtad Nezavisimosti’den başlayarak şehrin uç sınırlarına kadar uzanmaktadır. Beyaz Rusya’nın başkentinin en önemli devlet binaları ve prestijli yapıları bu cadde üzerinde yer almaktadır. Ploshchad Nezavisimosti’nin çevresindeki Lenin’in heykelinin arkasında yer alan dev bina Hükümet Sarayı’dır. Beyaz Rusya Devlet Üniversitesi ve Sovyet döneminde sinema salonu olarak kullanılan Aziz Simon ve Helena Kilisesi meydanın diğer önemli yapılarıdır.

Cadde üzeride görülebilecek diğer binalar arasında Minsk Oteli, KGB Binası, GUM Alışveriş Merkezi, Ana Postane Binası bulunuyor.

DUDUTKI

Minsk’in çevresinde görülebilecek ilginç yerlerden biri şehrin 40 kilometre güneyinde yer alan  Dudutki’dir. Avrupa’da pek çok örneği bulunan müze köylerden biri olan ve 19.yüzyıl köy yaşantısını yansıtan bu köyde marangoz, çömlekçi, fırın gibi zanaatkarlar da sergilenmiş. Köyde ata binmek veya köy yemekleri yapan lokantadan yerel tadlardan denemek de mümkün.

KHATYN

Avrupa’nın en etkileyici açık hava müzelerinden biri Minsk’in 60 kilometre kuzeyinde ziyaret edilebilir. 1943 yılında Nazilerin yaşlı, kadın, çocuk demeden tüm ahaliyi ortadan kaldırarak yerle bir ettikleri 185 köyü temsilen inşa edilen bu açık hava müzesine uzun bir yürüyüşten sonra giriliyor. Girişte köylerin adları okunabilir. Bu köylerin herbiri betondan yapılmış baca  direkleriyle simgelenmiş ve her birinOrtadaki dev heykel bun katliamdan sağ olarak kurtulan Yuzif Kaminsky görülüyor. En dokunaklı yer ise çocukları anlatan köşe.

NESVIZH ve MIR ŞATOSU, BELAVEZHSKAJA ORMANI

UNESCO’nun Dünya Mirası Listesi’nde Beyaz Rusya’dan üç mirasa yer verilmiştir. 16. Yüzyılda Radzivil hanedanı tarafından yaptırılan Mir Şatosu Minsk’in 85 kilometre güneyinde yer alıyor. Minsk’ten güneye doğru yaklaşık iki saatlik yolculuktan sonra yine aynı aile tarafından yapılan  Nesvizh Şatosu ziyaret edilmesi gereken diğer bir yerdir. Avrupa’nın en zengin bitki dokusunun yer aldığı Belavezhskaja Ormanı ve Ulusal Parkı’nda 500 yıllık meşe ağaçları, 300 yıllık çam ağaçlarının yanı sıra yabani at, bizon, geyik, yabani at, sırtlan, kurt gibi 55 büyük memelinin de yaşadığını belirtelim.

Avatar
Yazar

Sanat Tarihçi

Yorum Yazın