Cağaloğlu Hobyar Mahallesi ile Alemdar Mahallesi arasında yer alan İstanbul’un önemli semtlerinden biridir. İstanbul’un en eski yerleşim yeri olan Sarayburnu bölgesine komşu olması, Cağaloğlu’nun Bizans Dönemi’nde de şehrin önemli yerlerinden biri olduğuna işarettir. Şehrin ana aksı olan Mese Caddesi’nin bu semtten geçmesi bunun açık bir kanıtı olduğunu düşünüyorum. Arkeolojik kazıların bu bölgede gereği kadar yapılmaması bu savı zorladığı kuşkusuzdur, Dr. Feridun Özgümüş’ün 2007 yılında bölge ile ilgili yaptığı yüzey araştırmasında İstanbul Erkek Lisesi’nin altında bir Bizans kalıntısının var olduğunu ortaya koyuyor. Bir bilimsel kazı çalışmasında nelerin çıkabileceğini ise en çarpıcı bir şekilde bu bölgede yer alan bazı hanların bodrum katlarına bakıldığında görülür. İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde bulunan ve 1935’te Ankara Caddesi’nden Ayasofya’ya doğru uzanan bölgede yol genişletme amacıyla yapılan kazılar sırasında bulunan döşeme mozaikleri bu savın bir başka önemli kanıtıdır. Örneğin bugünkü Nuruosmaniye Caddesi’nin her iki tarafında yapılan ve günümüzde birer cam bina halinde yükselen hanların temel kazılarında Bizans dönemine ait çok sayıda Hamam, kilise ve yol kalıntısı bulundu ancak hem koruma kurullarının hem de belediye görevlilerinin gözleri önünde bu değerli tarihi eserler iş makineleriyle kırılarak ortadan kaldırıldı. Eski Milliyet Gazetesi binasının yerine yapılan Lapis binası buna çok iyi bir örnektir.

Cağaloğlu’nun kimliğini oluşturan yıkımlar sadece Bizans dönemi ile sınırlı değildir. 15 ve 16. yüzyıla ait çok sayıda yapı özellikle Menderes dönemi yıkımlarında gerçekleşti. Bu yıkımların en çarpıcı olanı Cezeri Kasım Paşa Camii’dir. Bu güzelim tarihi eser 1957 yıkıldı-günümüzdeki caminin eskisiyle uzaktan yakından bir ilgisi yoktur. Tüm İstanbul gibi Cağaloğlu da eski kimliğinden hızla uzaklaştı. Halbuki Cağaloğlu İstanbul’un tarihinde çok önemli bir yere sahiptir.

Evliya Çelebi Cağaloğlu’nun, Osmanlı döneminde ekabir saraylarının bulunduğu bir semt olduğundan söz eder. Topkapı Sarayı’nın yakınlığı bunda önemli bir payı olduğu kuşkusuzdur. 16. Yüzyılda veziri azamlık yapan Ciğalazade Sinan Paşa’nın sa¬rayının ve hamamın bu böl¬gede bulunmasından dolayı bu semte Ciğalaoğlu adı verilmiştir. İtalyan kökenli biri olan (Babasının adı Cigali) Yusuf Sinan Paşa, daha sonra “Ciğalazade” namıyla anılmış, semtin adı da zaman içerisinde “Ciğalaoğlu”ndan Cağaloğlu’na dönüşmüştür.

Osmanlı Devleti’nin hükümet merkezinin Cağaloğlu’nda olması Osmanlı bürokrasisinin ve Müslüman seçkinlerin bu bölgede ikamet etmesinin en önemli nedenidir. 19.yüzyılın ortalarından 1950’lere kadar Cağaloğlu kibarların ikamet ettiği semt olarak bilinirdi ve ünlü doktorların muayenehaneleri de bu semtteki güzel ve büyük kagir binalarda bulunuyordu.

İstanbul sokaklarında gece aydınlatmasının yapıldığı ilk yerlerden biri de Cağaloğlu’dur ve işin ilginç tarafı mahalleli –belediyeden yardım beklemeksizin- gece sokakları aydınlatacak sokak fenerlerini kendi parasıyla ve bir sivil inisiyatif olarak 1860 yılında gerçekleştirmiştir.

Hükümete yakın olup haberlerin hızlı bir şekilde gazete bürolarına ulaştırılması için 1850’lerden sonra Cağaloğlu Türkçe basının merkezi haline gelmiştir. Babıali sözcüğü bu nedenle hem Osmanlı hükümetini hem de basını çağrıştırmıştır. Cumhuriyetin ilanından sonra ise Babıali basınla özdeşleşen bir sözcük olmuştur. Cağaloğlu yokuşu da eskiden Babıali yokuşu adını taşıyordu.

İstanbul Şehremini Operatör Cemil Paşa’nın Edebiyat-ı Cedidecilerle sık sık bir araya geldikleri konak, Sarraf İskender Mescidi, Tekke Mescidi Yenisabah Gazetesi, büyük konaklar, bazı tarihi mabetler, okullar, tekkeler, çeşmeler, Ca¬galoğlu Fırını, Cağaloğlu Hamamının bitişiğindeki börekçi fırını ve Cağalazade Sinan Paşa Sarayı gibi yapılar artık günümüzde yok.

Cağalazade Sinan Paşa Sarayı veya diğer adıyla Cağaloğlu Sarayı’nın yerinde eskiden Düyunu Umumiye Binası – bugün İstanbul Erkek Lisesi bulunmaktadır.

İran Konsolosluğu, Gazeteciler Cemiyeti Binası, İstanbul Erkek Lisesi, İttihat ve Terakki Binası, İstanbul Milli Eğitim Müdürlüğü, Emniyet Sandığı Merkez Binası, Cağaloğlu Hamamı, İstanbul Sağlık Müdürlüğü Binası, İstanbul Vilayeti, Basın Müzesi, Cağaloğlu Hamamı, Cağalazade Sinan Paşa Türbesi Cağaloğlu’nda halen ayakta kalabilmiş tarihi değerlerimizden bazılardır.

Tarihi yarımadada vilayet binasından başlayarak II. Mahmud Türbesi köşesine kadar Emniyet Sandığı’nın yerine yerleşen Ziraat Bankası, İş Bankası gibi bankalar, önemli iş merkezleri de semtte bulun¬maktadır. Turizm yönünden canlı ve önemli merkezlerin Kapalıçarşı, Ayasofya, Sultanahmet arasında olması, bölgede Cağaloğlu Hamamı gibi turistlerce oldukça iyi tanınan bir yerin bulunması, semtin turistik bir çekim alanı haline gelmesini de sağlamaktadır.

Semt adını, on altıncı asrın ikinci yarısında namlı vezirlerden Cağaloğlu Sinan Paşanın burada bulunan muazzam ve muhteşem sarayına nispetle almıştır ki halen o sarayın yerinde İran Konsoloshanesi ile İstanbul Erkek Lisesi (eski Düyunu Umumiye binası) bulunmaktadır. Cağaloğlu, “Çegaaleoğlu”ndan bozma bir telaffuzdur; çegaale, bugünkü telaffuzla «çağla» demektir, ham, olmamış meyve, ham badem, ham erik demektir; böyle bir bağlantı ile Cağaloğlu, “Çağlaoğlu” demek olur; eski metinlerin çoğunda bu isim ”ç” ile yazılmıştır. Zamanımız doksanlık kalenderlerinden halk şairi Bitlisli Ali Çamiç Ağa Cağaloğlu semti üzerine şöyle, bir hatıra naklediyor: “Şimdi HilaIi Ahmer Caddesi denilen Emniyet Sandığı merkez binası ile Cağaloğlu Hamamının bulunduğu caddenin adı Yerebatan Caddesi idi. 1880 – 1885 arasında küçük bir çarşı boyu idi; hamamın yanında gayet meşhur bir helvacı dükkanı vardı, onun yanında da bir börekçi fırını ve bir berber dükkanı vardı. Fırın sabahları yenmesine, tadına doyulmaz puf börekleri çıkarırdı ki, her sabah civardaki kibar konaklarından tepsilerle gelen uşaklar yüzer, yüz ellişer dane puf böreği alır giderlerdi. Berber dükkanında bir çırak vardı, eli yeni yeni ustura ve makas tutmaya başlamış olduğu halde konaklara devrin rical ve kibarı tıraş etmeğe bilhassa bu çocuk davet edilirdi; gençliğimde külhanilik çağlarını şöyle bir yave karalamıştım:

Cağaloğlunda sevdim bir berberi Cihande görmedim öyle dilberi
Al kadife camedan dal feş ile
Billur topuk şehbazım olmuş peri
Müşteriler cümle ayan ü eşraf Kabetül uşşakdır idilür tavaf
Yokdur kelamında bir habbe hilaf
Naz ü cilve destindeki şeşberi.
Hamamı dilküşa kurbinde dükkan Sıdk ile muhabbet olmut rayegan Biz de bilür idik adab ü erkan Kalender gönlümün oldum rehberi.
Germabede bir gör sen ol şehbazı. Al futayla Köroğlunun Ayvazı Üftadesi beşyüz. disem en azı
Sadrı vaktı ali makamdır biri.

“Bu garibin O kibar muhitde beş sene bulunuşum sebebi, efendim Cağaloğlu Hamamında külhancı idim. O zamanlar hamam kül hancıları hep ermeni taifesinden olur iken şaz olaroak Cağaloğlu Hamamcısı ağa beni tut muş idi” 1993 yılına gelindiğinde, İstanbul’unda Cağaloğlu, Eminönü-Sirkeci bölgesini Sultanahmet ve Beyazıt’a bağlayan bir geçiş semtidir. Basın-yayın merkezi işlevi gitgide azalırken turizm işlevinin ağırlık kazandığı; öte yandan çeşitli eğitim kurumları ve devlet daireleri nedeniyle de eğitim ve yönetim işlevini koruduğu gözlenmektedir.

Avatar
Yazar

Sanat Tarihçi

Yorum Yazın