Aslında bir seyahat yazısı yazmam benden istendiğinde hangisinden başlayacağım konusunda biraz düşündüm; ama çok da değil… Çünkü kısa bir süre önce gerçekleştirdiğim Kudüs ve Çevre Yerleşimleri gezisini satırlara dökmeyi uygun gördüm. Sizlere Kudüs’ü anlatacağım yazı dizisinin ilki olarak kabul edin bu yazımı. Yazımda bir yandan gezdiğimiz yerlerin tarihi hakkında bilgilere yer verirken diğer yandan da bir gezgin için önemli olabilecek notlara da yer vermeye çalışacağım.

İstanbul’dan Tel-Aviv Ben Gurion havalimanına ulaşmamız yaklaşık iki saati buldu. İsrail’de saat Türkiye’ye göre 1 saat daha geride.. Yaklaşık iki saatlik yolculuktan sonra İsrail saati ile saat 9:00 gibi Telaviv’deydik. Hemen belirtelim ki İsrail’de pasaportlara herhangi bir damga, mühür gibi şeyler basılmıyor; seyahat boyunca muhafaza etmeniz gereken bir güvenlik kartı veriliyor, o kadar. Böylece İran’a ya da hac/umre yolculuğuna çıkacak olanların “acaba İsrail’e gitmem oralara girmeme engel olur mu” sorusuna da bir açıklık getirmiş olduk.  

Havaalanındaki rutin işlemlerden sonra yerel rehberimiz Elia ile tanıştık. Bu arada para bozma işlemini de havaalanında yaptık. Benim önerim ilk olarak 100-150 Doların İsrail parası Şekel’e çevrilmesi oldu. Ama bu yetmiyor ve yaklaşık 50 ila 100 dolar daha bozdurmak gerekebiliyor.

Öncelikle şu bilinmelidir ki İsrail dünyanın en pahalı ülkelerinden biri. Ancak Antonina Turizmle seyahat edenler sadece öğle yemekleri için bir de hediyelik eşyalar için para harcadılar. Ama küçük bir şişe suyun bile 3 dolar olduğunu düşündüğümüzde ülkemiz şartları ile aradaki fark anlaşılır. Aracımızda her gün su bulunduruyorduk ve biz gezginler İsrail’deki acentenin sağladığı imkânlarla suyu üç kat daha ucuza tüketme imkânına sahip olduk.. İsrail’de ortalama bir öğle yemeğinin fiyatı da 80-120 şekel arasında değişiyor. Ama sabah kahvaltısında otelden hazırlık yaparak çıkmanızı özellikle öneririm; çünkü İsrail’de öğle yemek molalarının verildiği yerlerde her zaman istenen konfor ya da fiyatlara ulaşılamıyor; ama istisnaları da var elbette.

Altı günlük gezimizde 15 kişiydik. Herkes aslında Kudüs’ü merak ediyordu; tabii olarak. Ama Kudüs’le karşılaşmamız üçüncü gün akşamı olacaktı. İlk gün Telaviv’e yaklaşık 1 saatlik mesafedeki Sezarya’ya gittik. Sezarya’da gezimize başlamadan önce kentin tarihi hakkında bilgi veren beş dakikalık bir belgesel izledik; ardından ören yerinde gezmeye başladık.

Bu gezide ziyaret edilen her şehir ve mekanın kendine özgü bir hikayesi olduğu gibi Sezarya’nın da öyle.. Akdeniz kıyısında kendimizi adeta bir tatil kasabasındaymış gibi hissettik. Sezarya’nın tarihi çok eskilere gitmekle beraber İsrailouğulları açısından en iyi bilinen tarihi MÖ II. Yüzyılda Haşmonaîm (Haşmonaylar) hanedanı (MÖ. 160-63) ile başlar. Bölgede Helenistik yönetime son vererek Mabedin kutsiyetini yeniden temin eden, Mabetten putları çıkararak yeniden eski haline çeviren Haşmonay Hanedanı’ndan sonra MÖ 63’te bölgede Roma hâkimiyeti başlar.

Ancak Sezarya’ya adını veren ve bu şehri o dönemin kayıtlarında geçtiği gibi Küçük Roma haline getiren, inşa ettiği tiyatro, hipodrom, Augustus (MÖ. 27-14) anıtı, Sabestos (İmparator) Limanı ve Saray gibi yapılarla cazibe merkezi olmasını sağlayan Büyük Herod’dur. Filistin’in güneyinde İduema denilen bölgeden olan ve tam bir Yahudi ırkına mensup olmadığı için Yahudiler tarafından hep yadsınan Herod, belki de bu nedenle hep devasa inşaat projelerine girişmiştir ki Kudüs’teki ikinci mabedi genişleterek son şeklini vermiştir. Herod Sezarya’yı  MÖ 25-13 yılları arasında inşa etti. Augustus tarafından da Yahuda bölgesinin valisi ilan edilen Herod’un idari merkezi Sezarya idi. Sezarya’dan Roma’ya 10 günde ulaşılabiliyordu. Her yıl dünyanın her bir yerinden gelenle burada gerçekleştirilen eğlence ve yarışları tutkuyla izlerdi.

Kudüs gezimizin bu ilk durağının, Sezarya’nın tarihsel açıdan kısaca değinilmesi gereken bazı yönleri var: Bir kere burası hem Herod’un Yahuda bölgesinin, yani başta Kudüs olmak üzere Güney İsrail’in valisi olduğunda başkent olmasıdır. Hatta MS. 6 yılından başlayarak Roma’dan gönderilen valiler de Yahuda bölgesini buradan idare ettiler. Ancak bu tarihten itibaren Roma valileri Yahudilerin dini hassasiyetlerine dikkat etmemeleri, ağır vergiler altında ezmeleri ve paganlarla aralarında çıkan sorunlarda Yahudiler’e karşı adaletsiz tutumları nedeni ile MS. 66 yılında, sonucunda binlerce Yahudi’nin öldürülmesi ile sonuçlanan büyük Yahudi isyanı burada meydana geldi. Dolayısıyla MS. 70 yılında patlak veren ve Romalı General Titus’un komutasında İkinci Mabedin yıkılmasına ve Kudüs’ün yerle bir olmasına neden olan Büyük Yahudi isyanının fitili de Sezarya’da ateşlenmiş oldu.

Bir başka büyük Yahudi isyanı daha yaşandı Kudüs’te… Bu seferki dönemin Roma İmparatoru Hadrianus’un eskiden tapınağın bulunduğu yere Colonia Aelia Capitolina adıyla Jüpiter adına bir mabet inşa etmesiydi. Yahudiler bunu duyunca ayaklandılar. MS. 132-136 arasında yaşanan bu isyan sonrasında bastırılan Yahudiler bu kez kesin olarak Kudüs’ten çıkarıldılar; hatta çıkarılan bir fermanla Kudüs’e giren Yahudilerin idam olunacağı ilan olundu; isyanı, kendisini Mesih ilan eden Bar Kohba yönetiyordu. Bar Kohba’ya destek veren ve Yahudi bilgelerinden kabul edilen Rabbi Akiva ise Sezarya’da önce hapsedildi sonra da öldürüldü. Yahudiler bu acı olaylar nedeni bir süre bölgeyi terk etseler de III. Yüzyılın son çeyreği ile IV. Yüzyılda (“Sözlü Tevrat” olarak tanımlanabilecek) Talmud çalışmalarına, kuzeydeki Taberiyye’nin yanı sıra Sezarya’da da devam ettiler. Yahudi kabulüne Bar Kohba isyanı sonucunda Kudüs’ün düşüşü, birinci ve ikinci mabedin yıkılış günü olan yine bir 9 Av günü gerçekleşmişti (9 Av 135). Günümüzde “Tişa BeAv (Yahudi takvimindeki Dokuz Ağustos)” olarak hâlâ bir yas günü hatırlanan bu tarihin, Yahudi tarihinin an acılı olaylarına tanıklık ettiği kabul edilir. Bu arada her sene Yahudiler için son derece önemli olan Yom Kippur’da Sezarya’da Rabbi Akiva’nın öldürülmesi acıyla ve hüzünle hatırlanır.

Hristiyanlık açısından en önemli konu ise şudur: Hz. İsa’nın havarilerinden Petrus, Yafa’da kaldığı bir sırada, Hz. İsa’nın mesajının sadece Filistin bölgesinde yaşayanlara değil, Yahudi kökenli olmayıp Filistin bölgesi dışında yaşayanlara da iletilmesine ilişkin bir rüya görür. Aynı sıralarda Sezarya’da Cornelius adındaki bir Romalı asker de Yafa’daki Petrus’u Sezarya’ya davet etmesi ve onunla konuşması üzerinedir. Sonunda Petrus Sezarya’ya gelir ve ilk defa Yahudi kökenli olmayan bir kişi, Petrus’un vaazı/irşadıyla İsa Mesih’in mesajını kabul eder. Sezarya’nın Hristiyanlık tarihi açısından bir diğer önemi de Büyük Konstantin’inin yakın çevresinde yer alan ve “Kilise Tarihi” isimli yaklaşık 1700 yıllık önemli eserin de (Bu eserin çevirisi Furkan Akderin taraından yapılarak dilimizde yayınlandı) yazarı olan Eusebius’un (MS. 263-339) burada doğmuş olması ve MS 314’de bu şehrin piskoposu olarak seçilmesidir. Aynı kişi Büyük Konstantin’in hayatını da kaleme almıştır. Anlaşılacağı üzere Doğu Roma döneminde yaklaşık 100 bin nüfuslu Sezarya Hristiyanlık öğretisi bakımından önemli bir merkezdi.

Bir diğer önemli olay ise Hıristiyanlığın Filistin dışında yayılmasında birincil rol oynayan ve “Sünnetsizlerin Havarisi” olarak da bilinen Pavlus’un (San Paul) MS. 58-60 yıllarında burada cezaevinde kaldıktan sonra Roma yolculuğuna yine buradan çıkmasıdır.

Bu arada unutmadan şunu da ekleyelim: Hz. İsa’nın çarmıha gerilmesinde kararı veren dönemin Roma Valisi’nin, Kudüs’te bir garnizonu olmakla beraber asıl ikamet ettiği yer de burasıydı. Tiyatronun oturma basamaklarının birinin altında ortaya çıkarılan bir yazıtta Pontus Pilate’nin adının geçmesi İncil Arkeolojisi ve Hıristiyanlık tarihi bakımından önemli görüldüğünden bu yazıtın bulunduğu taş parçasının replikası burada, aslı ise İsrail Müzesi’nde muhafaza edilmektedir. Bu arada hemen belirtelim Pontus Pilate’nin Yahuda valiliği MS 26-36 arasındaydı ve bu valinin adı İncillerde de geçmektedir.

Romalılardan sonra önce Bizans daha sonra da 1101’de Haçlılar bölgeyi ele geçirdi. O dönemden kalan sur yapıları hala burada görülebilir. 1187’de ise Eyyubiler’in eline geçti.Bu arada bir ayrıntı: Haçlı hakimiyeti döneminde Hz. İsa’nın son akşam yemeğine ait olan kadehin burada bulunduğu iddia edilir. Söz konusu kadeh şimdi Cenova’da San Lorenzo Müzesi’ndedir.

Eyyubilerden sonra önce Memlüklerin ve 1517’den itibaren de osmanlı idaresine geçen Sezarya’ya 19. yüzyılda Bosmanlı Müslümanlar yerleştirilmiştir.

İsrail’in bu kadim kentinin 119 dönümlük alanı Milli park olarak ilan edilmiştir. Bugün bu antik yerleşim merkezini gezenler farklı dönemler eve dinlere ait geçmişin öyküsünü Akdeniz’in insanı rahatlatan manzarası ve sıcaklığında geziyor. Bizde öyle bir ruh halinde gezdik. İsrail’de başlayan gezimizin bu ilk gününü iç açıcı ama bir o kadar da kadim bir şehirle başlattık..

Sezarya’da bir kahve molasından sonra bize tahsis olunan özel aracımızla bir saatlik mesafede yer alan ve Kermil Dağı eteklerinde kurulan Hayfa’ya, yani kuzeye doğru yolculuğumuza devam ettik. Sonrası mı ; onu da bir sonraki yazımızda paylaşalım….

Yorum Yazın