“Ey oğul adaletle hükmet ve halkını doyur. Çünkü ne kadar adil olursan halkın da o kadar vergi verir. Ne kadar çok vergi alırsan hazinen de o nispette dolar ve o kadar çok sayıda asker beslersin. Askerin ne kadar çoksa o ölçekte büyük topraklara hükmedersin.”

Eski Orta Asya Türk Beylerine sözel olarak aktarılan bu önemli öğüt her şeyin temeline adaleti yerleştirir ve bu temeli sağlamlaştırmanın ön koşulunu da halkın doyurulmasına bağlar. Çünkü tarih bize isyanlar neticesinde devlet düzenin sarsılmasının en mühim sebebinin toplumsal adaletin bozulmasıyla sosyal tabakanın alt katmanında ortaya çıkan veya daha da artan açlığın olduğunu göstermiştir.

Dünya tarihinde uzun bir dönem büyük topraklara hükmetmeyi başaran Osmanlı Devleti de Orta Asya’dan getirdiği bu geleneği yönetimin merkezi olan Topkapı Sarayı’ndan uygulamaya çalışmıştır. Fakat devlet hazinesinin sadece çok sayıda asker beslemekle dolmayacağının ve halkı doyurmak için farklı meziyetlere de ihtiyaç olduğunun idrakinde olan Osmanlı yöneticileri devlet için muazzam bir gelir kapısı olan ticarete ve tüccara her daim ayrı bir önem vermişlerdir. Tüccarların mallarıyla İstanbul’a ve diğer şehirlere rahat ve güvenli bir şekilde ulaşabilmeleri için gerekli tedbirleri alarak kırsal alanlarda altı saatlik menzillerde Kervansaraylar, kentlerde ise hanlar inşa etmiş ve limanlarını savaş haricinde deniz ticaretine açık tutmuşlardır. Böylece toplumun en temel ihtiyaçları başta İstanbul olmak üzere bütün imparatorluğa ulaştırılmıştır.

Osmanlı başta fetihten sonra payitahtı olan İstanbul olmak üzere şehirlerini bu yönetsel anlayışla şekillendirmiş, inşa ettiği külliye ve çarşılarla toplumun bütün ihtiyaçlarını bir merkezde toplamıştır. İşte günümüzde Kapalı Çarşı dediğimiz geçmişte ise Çarşıyı Kebir diye adlandırılan ticaretin merkez üssü, Fatih Sultan Mehmed ile beraber kurumsallaşmaya başlamış ve çevresi ile beraber uzun bir zaman diliminde bütünleşerek bugünkü halini almıştır. Bu yüzden Kapalı Çarşı sadece içinde barındırdığı sayısız dükkânlardan, hanlardan, bedestenlerden ve diğer unsurlardan müteşekkil bir yapı değil bunun çok daha ötesinde büyük bir medeniyetin geçmiş tecrübeleriyle harmanlayarak ortaya çıkardığı ekonomik bir teşkilatlanmadır. Farklı etnik ve dini kesimden esnafı bünyesinde barındıran bu sistem lonca teşkilatlanması ile üretimi, ürün kalitesini, fiyatlandırmayı, usta-çırak ve esnaf-müşteri ilişkisini düzenleyerek hazinenin dolmasına ve halkın doyurulmasına büyük katkı sağlamıştır.

Antonina Turizm olarak Kapalı Çarşı kültür turu ile tarihsel olarak İstanbul’un bu önemli bölgesini tüm detaylarıyla, saklı kalmış (artık içinden yolgeçen) hanları, kapanları, yokuşları, dönemsel mimari yapılarıyla ve dilimize pelesenk olan deyimleriyle keşfetmeye ve anlamaya davet ediyoruz. Çünkü büyük şairimiz Orhan Veli’nin dediği gibi:

“Kapalı Çarşı diyip geçme; Kapalı Çarşı, Kapalı kutu”

Yorum Yazın