Bu sabah İzlanda’nın güneyinde bulunan bir adaya ayak bastık. Burası 30 ada ve kayalıktan oluşan Westman Adaları’nın tek yerleşimi bulunan Heimaey Adası.

1963 yılında Heimaey Adası’nın yakınlarında denizin 130 metre altında bir yanardağ patlaması oluyor. Bu patlama 4 yıl boyunca hiç aralıksız devam etmiş. Dört yılın sonunda bu patlamalar sonucu fışkıran lavlardan 2.8 kilometre kare büyüklüğünde bir ada oluşmuş. Bu yeni adacığa Surtsey Adası adını vermişler. İzlanda hükümeti bu adanın gelişimini izlemek üzere bilim adamlarından oluşan bir heyet oluşturmaya karar vermiş. İrlandalı biyologlar adada canlı hayatın adım adım nasıl oluştuğunu izliyorlar. Önce bitkiler, ardından sinekler, sonra da kuşlar yerleşmeye başlamış. Bu izleme halen sürüyor-İzlanda’lı biyologlar Darvin Teorisinden ilham alarak türlerin evrim sürecini bu adada izliyorlar..

Heimaey Adası ise 1973 yılının Ocak ayında bir yanardağ felaketi yaşıyor. Adada bulunan bir yanardağ patlamış ve 6 ay boyunca adaya lav püskürtmüş. Bu yanardağ patlayınca belediye hızlı bir tahliye sürecini başlatmış ve yanardağın bitişiğinde bulunan ve 5 bin kişiden oluşan kasabayı boşaltmış-sadece bir kişi gaz zehirlenmesinden hayatını kaybetmiş. Yanardağdan fışkıran lavlar adaya 3 km karelik ek bir alan kazandırmış, ancak 400 kadar ev de lavlar altında kalmış. Adada yaşayanlardan 2 bin kişi geri dönmüş ve adadaki hayatı yeniden canlandırmışlar. Bu adada günümüzde yaklaşık 4 bin kişi yaşıyor.

TÜRK KORSANLAR İZLANDA’DA !

Adanın en çarpıcı hikayesi ise Türklerle ilgili olan kısmı. Hikayeyi anlatıyorum:

Yıl 1627. Cezayirli korsanlardan oluşan küçük bir Osmanlı filosu İzlanda’nın batı kesimlerine saldırarak bazı sahil köylerinde yaşayan İzlandalıları esir almışlar. Vik kasabası önünde duran bir İngiliz balıkçı gemisine de saldırarak gemide bulunan denizcileri esir almışlar ve Heimaey Adası’na çıkarma yapılabilecek en uygun koyu söylemesi için bir İngiliz balıkçıyı konuşturmuşlar. Adanın arka kısmından karaya çıkan Cezayirli korsanlar ada halkının yaşadığı yerleşime saldırmış, 34 kişiyi öldürdükten sonra 242 kişiyi de esir alarak gemilere bindirmişler (bu sayı köyün yarısını oluşturuyor).

Bu gemiye bindirilenler arasında köyün rahibi olan 60 yaşındaki Olafur Egilsson, eşi ve üç çocuğu da bulunuyor. Bu rahip yaşlı olması nedeniyle önce bindirilmek istenmemiş-ancak eşinin yalvarmaları işe yaramış ve sonra rahibi de gemiye bindirmişler. Gemi içinde bulunan korsanlar arasında İngiliz, Fransız, Holandalı, İspanyol korsanlar da var. Anlatılan tanıklığa göre İzlanda’lı esirlere en kötü muameleyi gemide bulunan bu Avrupa kökenli korsanlar yapmış. Üç haftalık seyahatten sonra gemiler İspanyolların kontrolündeki Cebelitarık Boğazı’nı da geçerek Cezayir’e varmış.

Cezayir şehrindeki köle pazarında satılığa çıkartılan bu köleler Osmanlı coğrafyasınn değişik bölgelerinden gelen tüccar tarafından satın alınmış.

Köle ticaretinde uygulanan esaslar göre kölelerin 8/1’i Osmanlı padişahına, 2 kişisi Gemi kaptanına, diğerleri de geminin sahibine ve gemideki mürettebata gidermiş. Köle fiyatları kölenin özelliği ve sağlığına göre 20 liradan 500 liraya (tanıklıklarda dolar) kadar yükselebiliyormuş.

Cezayire getirilen bu kölelerden Rahip Olafur Egilsson yaşlı olması sebebiyle serbest bırakılarak Cezayir Valisi’nce eline bir berat da verilerek İzlanda’dan kaçırılan köleler için Danimarka Kralı’ndan fidye istendiğini açıklayan bir mektup da verilerek bir İtalyan gemisine bindirilerek Cezayir’den gönderilmiş (O yıllarda İzlanda, Danimarka’ya ait bir koloniydi). Danimarka’ya Livorno, Venedik, Marsilya, üzerinden gelen Egilsson kral tarafından teselli edilmiş, eline de biraz para verilerek İzlanda’ya gönderilmiş-zira savaşta bulunan Danimarka’nın bu parayı ödeyecek kaynağı yokmuş.

Rahip Egilsson İzlanda’ya döndüğü ve ölümünden iki yıl kadar önce eşinin döndüğü de biliniyor-zira İzlandalılar vatandaşlarının dönebilmesi için aralarında para biriktirip, fidyeyi de ödeyerek 27 kişinin dönmesini sağlamışlar (35 kişinin parasını ödemişler ancak yolda ölenler olmuş).

Bu trajik ve dramatik olay Heimaey Adası’nda herkesçe biliniyor. Bu tarihten sonra İzlanda ceza yasasına konulan bir maddeyle “Türk öldürmeyi suç olmaktan kaldırmışlar”. Bu ceza maddesinin 1970 yılında kadar uygulandığını ve İzlanda’da Türk öldürmenin de cezası olmadığını buradaki yerel rehberden öğrendim. Rehberin anlattığına göre 1970 yılında İzlanda – Türkiye maçı nedeniyle 400 yıldan beri uygulanan bu ceza maddesi kanundan kaldırılmış.

Ne kadar çarpıcı bir hikaye değil mi?

Bu hikayenin resimli bir anlatımını adadaki şehir tarihi müzesinde görmek mümkün. Adada hediyelik mağzalarından birinin adı “Türk Mağazası”. Bir de bu yazdıklarımı Rahip Egilsson’un hatırları adlı kitabın İngilizce çevirisinden okumak mümkün. Ben kitapta yazılanları dehşetle ama içindeki kıymetli bilgiler nedeniyle büyük bir keyifle okudum (içinde rahibin yazdıkları, başka tanıklıklar ve köleleştirilen İzlandalıların yıllar sonra gönderdikleri mektuplar da okunabilir) ..

Yarın gemimizle Reykyavik’e dönüyoruz..

Fotoğraflarda kitabın ön kapağının yanısıra, Güney İzlanda seyahatimden çektiğim bazı fotoğraflar görülebilir (buzullar, buz gölleri, Heimaey Adasından görüntüler, Viking Evleri vs)

İzlanda gerek doğa gerekse de tarihi izleri nedeniyle ziyaret edilmeyi hak eden bir coğrafya..

İzlanda’yı ziyaret etmeye karar verenler Jules Verne’in “Dünyanın Merkezine Seyahat” adlı kitabını okuyarak bu ülkeye gelme hazırlıklarına başlamalarını tavsiye ediyorum..

Sevgiyle ve yeni coğrafyalarda buluşmak ümidiyle..

Avatar
Yazar

Sanat Tarihçi

Yorum Yazın