Giriş

Bu çalışma bilimsel bir bildiri veya bir tez çalışması değildir. Ülkemizde ilk kez düzenlenen “Uluslararası Deniz Fenerleri Sempozyumu”na katkı sağlamak amacıyla birçok kaynaktan yararlanarak yazdığım bir makaledir. Bunun yanı sıra kişisel değerlendirmelerim, eklemelerim ve saptamalarım da vardır. Çalışmamın sonunda yararlandığım kaynaklar bir liste halinde görülebilir.

İlk Işıklar

Tarihteki ilk ticaret yolları Mezoptamya’da ortaya çıkmıştır.  Şehirler arasındaki ticareti sağlayan çok sayıda kervan yolu Mezopotamya’nın birçok şehrini birbirine bağlamakla kalmamış bu yolar Anadolu’ya kadar da uzanmıştır. Şehirlere yaklaşan kervanlar uzaklardan gördükleri ilk ateşlerden şehre yaklaştıklarını anlarlar ve bu ümit ışıkları kervanları şehre yaklaştırırlardı.

Arkeolojik verilere göre 60 bin yıl öncesinde Uzakdoğu Asya’dan Yeni Gine’ye göç eden insanların ilk denizciler olduğunu söyleyebiliriz. Avustralyalı Aborijinlerin ataları da 50 bin yıl kadar önce Lambok Boğazı’nı aşıp bu uzak kıtaya yerleşmişlerdir.

Balıkçıklığın belki de deniz fenerlerinin ilk ortaya çıkış nedeni olduğunu söyleyebiliriz. Denizden teknelerle ve organize olarak ilk olarak ne zaman balık avlanıldığı bilinmemekle birlikte tahminlerin balık tutmanın tarihçesinin neolitik dönemde deniz kıyısında kurulan ilk yerleşimlerle  birlikte olduğu sanılmaktadır.  Karanlıkta denizde kaybolmak hayatı riske etmek ve ölüm anlamına gelmektedir. Balık avına çıkan balıkçıların yakınları,  gece karanlığında onların dönüşlerine yardım olması için ateş yakarlar ve ateşin sönmemesi için ateş nöbeti tutarlardı. Uzaklardan görünmesi kolay olsun diye balıkçıların yakınları işaret ateşlerini karadan denize çıkıntı yapan burunların yüksek noktalarına yakarlardı. Deniz seviyesinden daha yüksekte yaktıkları ateş çok uzak mesafelerden görülebildiği için balıkçılar bu ışıkları görerek gece karanlığında veya puslu havalarda karaya kolaylıkla geri gelirlerdi.

İlk deniz araçlarının ortaya çıkması deniz ticaretini de bereberinde getirmiştir. Tüm yolculukların gidiş-dönüş şeklinde olacak şekilde düşünülmüştü. Evlerine kavuşmak isteyen denizciler ve kâşifler geceleri yollarını kaybetmemek ve güvenli bir şekilde limanlara yanaşmak amacıyla ışık kaynaklarına ihtiyaçları vardı. Deniz fenerleri bu ihtiyaçtan ortaya çıkmıştır. İlk denizciler kıyıya yakın seyrederlerdi, fakat cesaretleri arttıkça geri dönmek için tehlike arz etmeyecek kadar karadan uzaklaşmaya başladılar.  Bu yüzden denize bakan tepelere işaret ateşlerini yakar ardından daha uzaklara açılırlardı.

Deniz ticaret yollarının gelişmesiyle birlikte güvenli seyir ve gemilerin limana güvenle yanaşması denizcilerin en önemli konusu olmuştur. Yüksek bir yapı kullanıp işaret ateşini bunun tepesinde yakarak denizcilere yol göstermeyi ilk olarak kimin  düşündüğü bilinmiyor. Pers Körfezi’ndeki denizcilerin Sümer zigguratlarının üzerinde yakılan kurban ateşlerini rehber olarak kullandıkları söylense de  bunun sadece bir varsayımdan ibaret olduğunu söylemeliyiz.

MÖ 8.yüzyılda Homeros’un İlyada ve Odisey’inde sahile yakın tepelerde ateş yakılıp gemilerin seyirlerine yardımcı olduğu yazılıdır.

Akdeniz’den Britanya’ya uzanan bölgede deniz ticaretine hakim olan Finikeliler deniz yollarını fenerlerle işaret etmişlerdir.

ANTİK FENERLER

Tarihteki ilk Deniz Feneri: Sigeum Feneri (Kumkale Feneri)

Tarihte bilinen ilk deniz feneri büyük bir olasılıkla Çanakkale’nin 34 km güneyinde yer alan Kumkale’de – Roma dönemindeki adıyla Sigeum’da – yapılmştır. Troia’nın kuzey ucunda ve Hellespont’un (Çanakkale Boğazı’nın girişi) hemen güneyinde yer alan bu yerleşim o dönemde henüz denizin kıyısında yüksek bir çıkıntı olarak yer alıyordu. Sigeum Burnu olarak bilinen bu yerdeki işaret sütunu hem gündüz bir işaret noktası hem de gece ışık kaynağı olarak kullanıldığını düşünüyoruz. Bu nokta hem Achilleus’un mezarının muhtemel yeri olarak hem de stratejik açıdan önemli bir yerdi.

Midilli’li ozan Lesches’in MÖ 660 yılında yazdığı bilgiye göre Troas’da bulunan Sigeum’da denizcilere rehberlik yapan ve Sigeum Sütunu olarak bilinen bir sütun bulunuyordu. Bazı antik yazarların sadece Hellespont’ta bir deniz fenerinin olduğunu yazsalar da bu çok doğru bir bilgi değildir. Saygın bir deniz feneri bilimcisi olan Kenneth Sutton-Jones yaptığı araştırmalarda bu savın doğruluğunu kesinlikle kabul etmektedir. Diğer yandan bir başka deniz fener bilimci olan David Alan Stevenson ise bu savın doğru olmadığını savunmaktadır. Stevenson’a göre Sigeum hakkındaki  bilgi Fransız arkeolog Bernard de Montfaucon’un 17.yüzyılın sonunda Roma’da ortaya çıkan ve  MÖ 50’ye ait bir tablete dayanmaktadır. Bu tablette basık ve ucu konik olan bir sütun çizilmişti. Tabletteki yazılarda çizimin Lesches’in tasvirlerine göre yapıldığı yazılıydı. Frnasızca dilini kullanan Montfaucon bu sütunu fener (phare) olarak adlandırmıştır. Bu anlatımla Montfaucon’un bir limanı kasttetiğini ve sütunun limanı gösteren bir navigasyon sütunu olduğu; hatta daha sonra yapılan araştırmalarda bu sütunun Achilleus’un mezarını belli etmek için yapılan bir sütun olduğu” kastedilmiştir. Stevenson’un bu iddiaları mantıklı görünse de, Montfaucon’u yanlış yorumlamaktan yapılan bir sonuç olduğunu söylemek da doğru bir yaklaşım olur. Montfaucon’un tabletteki yazılanlardan ve çizimden yola çıkarak kötü bir çizimle fenerin burada inşa edilmiş olduğunu anlatmaya çalışmış olsa dahi  bir başka kanıt daha vardır. Gerçekten de Achilleus’un mezarının burada olduğu savından yola çıkılacak olunursa mezarın yanında sürekli yanan bir ateş olması mantıksız mıdır? Bu da bir fenerin varlığını işaret etmektedir. Bu nedenle ben tarihteki ilk deniz fenerinin Sigeum’da inşa edildiğine inanıyorum.

Dünyanın yedi harikasından biri: İskenderiye Feneri

Tarihte yazılı kaynaklarda adı geçen ve bilinen ilk gerçek ışık kulesi, M.Ö. 280 yılında Mısır liman kenti olan İskenderiye’de liman girişine yakın olan Faros Adası üzerinde, mermer ve kum taşından muazzam bir yapı olarak inşa edilen İskenderiye Feneri’dir..Nil Nehri deltası üzerinde denizcileri uyarmaya yarayacak dik kayalar veya buna benzer doğal yapılar olmadığı için şehir yöneticileri, Faros Adası üzerine bu feneri inşa etmiştir.

Büyük İskender’in ölümünden sonra kendisini MÖ 305 yılında Mısır Kralı olarak ilan eden Ptolemaios Soter, fenerin inşa emrini vermiş ve mimar olarak Knidos’lu Sostratos’u görevlendirmiştir. Fener inşaatı Ptolemaios’un oğlu Ptolemaios Philadelphos’un döneminde tamamlanmıştır. İskenderiye halkı Faros ve yapıyı tasarlayıp inşa eden Sostratus ile gurur duymuştur. Efsaneye göre bundan dolayı mimarı kıskanan Ptolemaios kendisi dışındaki başka birinin isminin yazılmasını yasaklamıştır.  Sostratos bu başarısının hatırlanması için, adını kulenin duvarlarına şu tümceyi kazımıştır: “Knidoslu Sostratus, Dexiphanes’in oğlu, denizdekileri koruması için Tanrılara adamıştır”. Daha sonra bu yazıtın üzerine ikinci bir isim yazabilmek için yazıtın üzerini sıvadığı  ve bunun üzerine de binayı yaptıran  Ptolemaius’un adını yazmıştır. Görünüşe göre; mimar sıvanın Ptolemaius’un ismi ile birlikte bir gün parçalanıp yok olacağını, böylece sonraki nesillerin akıllarında asıl övgüyü hak edenin kendisi olduğuna şüphe bırakmayacağını tahmin  etmişti.

Bazı kaynaklar fenere yerleştirilen Güneş Tanrısı Helios şeklinde Büyük İskender veya 1.Ptolemaios Soter’i temsil eden bir heykelin varlığından söz ederler. İskenderiye Feneri MS 6.yüzyıla kadar dünyanın 7 harikası listelerinden birinde de değildi. 956 yılında bir depremden zarar gören İskenderiye Feneri, Tolunoğlu Ahmed tarafından camiye çevrilmiş, 1300 yılında ise yıkıcı bir depremden yerle bir olmuştur. 1477 yılında Memluk Sultanı Kayıtbay fenerin yıkıntılarından kalan taşlarla aynı yerde bir kale yaptırdığı bilinmektedir.

İskenderiye Deniz Feneri hakkındaki bilgilerimizin çoğu Hermann Thiersch’in 1909 yılındaki  “Pharos, Antik çağ, İslam ve Batı” adlı eserindendir. Thiersch’in antik kaynaklara dayanarak verdiği bilgiye göre fener alttan yukarıya doğru hafif içe doğru çekilen üç bölümden oluşmaktadır.  En alt bölüm kare planda, orta bölüm sekizgen, en üst bölümü de silindir biçiminde inşa edilmiştir. Geniş spiral bir rampayla en tepede bulunan ateşin yakıldığı platforma çıkılırdı.

Pek çok inşa edilmiş Mısır yapısı gibi bu kule de gerçekten devasa boyutlardadır.  Binanın duvar kalınlığı 3 metre, yüksekliği 110 olarak tahmin edilmektedir. Bu fenerin inşaatında kullanılan malzeme  ile bir şehri inşa edecek kadar taş ihtiva etmektedir.  Fener beyaz mermerle kaplıydı.

Ateş yakılan platformun deniz bakan cephesine gündüzleri güneş ışığını geceleri ise yakılan ateşin ışını yansıtacak tunçtan yapılmış dev bir ayna konulmuştu. Limana dostça giren gemilere rehberlik yapan bu ayna, savaş zamanında yansıttığı ışıkla düşman gemilerinin yelkenlerini yaktığı antik kaynaklarda yazmaktadır.

1994 yılında Jean – Yves Empereur tarafından yapılan sualtı kazı çalışmalarında MÖ 3. yüzyıla ait ve muhtemelen 2.Ptolemaios’a ait dev bir heykel bulunmuştur. Daha önce 1960’larda İsis şeklindeki bir kraliçe heykeli de bulunmuştu. Bu iki heykelin Ptolemaios ile eşi Arsinoe olduğu ve heykellerin deniz fenerinin hemen altında, limana girişe bakacak şekilde yerleştirildiği tahmin edilmektedir.

Feneri 1156 yılında ziyaret eden Arap seyyah Yusuf ibn el Endülüsi ateşin yakıldığı platforma 183 metrelik bir rampayla ve her katta geçiş olarak kullanılan kemerli yolların arasından çıkarak ulaştığını yazar.

İskenderiye Feneri’nin ilk bekçileri askerler ve kölelerdi.  Geceleri kulenin en üst katındaki devasa kazanın içinde büyük bir ateş yakılırdı. Bu ateş şehrin üzerindeki tüm gökyüzünü parlak alevler ve ışıldayan duman ile kaplardı. Faros fenerinin işaret ateşinin mesafesi tam olarak bilinemekle birlikte hava koşullarına bağlı ve tahmini olarak 29 deniz mili mesafe idi. Eski İskenderiye’nin her ne kadar dünyanın yedi harikası arasında sayılmasa da ünlü bir binası daha vardı: İskenderiye Kütüphanesi. Bu kütüphane pek çok uygarlığın edebiyat ve bilgilerinin depolandığı zengin bir kaynaktı. İskenderiye rıhtımlarına varan tüm gemilerden geçiş ücreti olarak iki kitap istenirdi, zaman içerisinde kütüphane yeryüzünde yazılan hemen hemen tüm kitapların bir kopyasına sahip olmuştu. Faros ticari gemilere görsel bir davetiye göndererek, İskenderiye’nin Akdeniz’deki en müreffeh şehir olmasına da yardımcı olmuştur.

Faros’un İskenderiye’nin ekonomisindeki önemi, Romanlılar zamanında da kesinlikle azalmadı.

Faros Feneri Mısır piramidlerinden sonra antik dünyanın en yüksek yapısıdır. Feneri görenler kuleden o kadar etkilenmişler ki onu piramitlerle birlikte dünyanın yedi harikasının olduğu listeye eklemişlerdir. Doğal olarak, Denizciler Faros’u kimin inşa ettiğini pek umursamasalar da onun bir Dünya Harikası olduğunu kabul ederlerdi. Denizciler karayı göremeyecekleri bir mesafede olsalar bile Faros’u günışığında dahi görebilir ve limana onu takip ederek varabilirlerdi.

İskenderiye Feneri, tarihteki ilk fener olmasa da, daha sonra inşa edilen deniz fenerlerine bir model olmuştur.

ROMA İMPARATORLUK FENERLERİ

Iskenderiye Feneri’ni örnek alan Romalılar imparatorluk sınırları içinde çok sayıda fener inşa etmişlerdir.  MS 5. Yüzyıla gelindiğinde Karadeniz’den Atlantik Okyanusu’na kadar olan alanda 30 civarında fener inşaatı gerçekleşmiştir. 

Tour d’Ordre Feneri

Kısa hayatında deliliği ile bir efsane olmuş Caligula’nın emri üzerine MS 40 yılında Tour d’Ordre feneri inşa edilmiştir. Kule çılgınca sanrıları olan Caligula ve onun hayali düşmanı deniz tanrısı Neptun arasında geçen garip bir anlaşmazlığın anısına yapılmıştır. Caligula Britanyalılarla çarpışmaya girebilmek için fırtınalı İngiliz Kanalı’nı lejyonu ile geçemeyince, bunun yerine Neptün’e savaş açar ve askerlerine sahildeki tüm deniz kabuklarını toplamalarını emreder. Neptün, Caligula’nın bu hakaretine cevap vermeyince, Caligula zaferini ilan eder ve bu zaferin anısına Boulogne-sur-Mer’de bir deniz feneri inşa ettirir. Bu olaydan bir kaç yıl sonra Caligula’nın imparatorluk muhafızları kendisine suikast düzenleyerek Caligula’yı öldürürler ve başını Roma’ya gönderirler. Caligula’nın ömrü inşa ettirdiği fenerden çok daha kısa olmuştur. Tuğla ve taştan oluşan sekizgen yapı yaklaşık 65 metre yüksekliğinde olup, hemen hemen 1601 yıl ayakta kalmayı başarmıştır. üzerinde bulunduğu kayalığın çökmesi ile yok olmuştur. Bu fenerin bir benzeri de Dover’de inşa edilmiştir.

Ostia Feneri

Roma yük gemileri düzenli seferler yaparak Mısır buğdayı ile depolarını doldururlardı. Bu ticari seferler sırasında  M.S. 50’de Mısır’dan dönen ve bir dikilitaş taşırken büyük bir mavna batmıştı. İmparator batan bu mavnanın üzerine bir fener inşa edilmesini emretti. İşçiler teknenin gövdesini taşla doldurdular ve bu basit ama fonksiyonel temel üzerine, herbiri bir altındakinden daha küçük olan ve dört seviyeden oluşan bir taş kule inşa ettiler. En üst seviye bir platformu destekliyordu ve platformun üzerinde işaret ateşi yanıyordu. Model olarak İskenderiye Feneri’nin  kopyası olan Ostia Kulesi denizden Roma’ya gidiş yolunu gösteriyordu.  Roma’nın ilk limanı olan Ostia’ya dönebilmeleri için artık gemilere yardım eden fener vardı.  Kule daha sonra ortadan yok oldu, geriye sadece sanat eserlerinde ve paraların üzerindeki imgesi kaldı. ,

Patara Feneri

2005 yılında Akdeniz Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü öğretim üyesi  Prof. Dr. Havva İşkan Işık tarafından Patara antik kentindeki kazılarda gün ışığına çıkartılan deniz feneri, arkeoloji dünyasının son yıllardaki en önemli buluntusu olduğunu söyleyebiliriz. 12 metrelik bir kum dağının altından ortaya çıkartılan fenerin  MS 65 yılında İmparator Neron tarafından inşa edilen bir prestij yapısı olduğu üzerinde ortaya çıkan yazıttan anlaşılıyor. Antik döneme ait özel yazı tekniği ile bakır ve altın kaplama harflerle  ve orjinali Latince olan yazıtta  “Tanrısal Claudius’un oğlu, Tiberius Ceasar Augustus ve Germannicus Ceasar’ın torunu, tanrısal Augustus’un torununun oğlu; 11 kez tribunat erkinin sahibi, 4.kez Konsal, karaların ve denizlerin efendisi ve vatanın babası Nero Claudius Ceasar bu feneri denizcilerin selameti için yaptırdı. İnşaatı, propraetorik düzeydeki imparatorluk valisi Sextus Marcius Priseus yürüttü.”

Patara Deniz Feneri, özgün yapısına sadık kalınarak yeniden inşa edilecek günleri bekliyor.

Coruna Feneri

Romalıların kendi imparatorlukları boyunca limanlarda veya burunlarda pekçok deniz işaretleri ve fenerler yaptıklarına inanılmaktadır, fakat bunların neredeyse hepsi zaman içinde yok olmuşlardır. Bununla birlikte Roma imparatorluğuna ait ve hala ayakta olan bir deniz feneri halen denizcilere yol göstermektedir. Bu fener İspanya’nın Galician kıyılarındaki Coruna kentinde bulunmaktadır.  Finikelilere ait bir plan üzerine inşa edilen bu taş kule Gaius Sevius Lupus tarafından tasarlanmış ancak İskenderiye Feneri’nin bir modeli olarak inşa edilmiştir. Kaidesinde Latince “MARTI AUG.SACR C.SEVIVS LUPUS ARCHTECTUS AEMINIENSIS LVSITANVS.EX.VO”  M.S. II. yüzyılda Trajan’ların hükümdarlığı sırasında inşa edildiğine inanılmaktadır. Fener hakkında bilinen en eski tarihi belge tarihçi Paulus Orosius’un Historiarum Adversum Paganos (Paganlara Karşı Tarih) adlı çalışmasında yer almaktadır. Orosius bu kitabında “Galiçya’da bulunan Brigantia şehrinde Britania yönüne bakan çok yüksek deniz feneri yürkselmektedir” ibaresi geçmektedir. Yapının ilk inşa edildiği şeklinde, binayı çepeçevre saran ve öküzler tarafından odun dolu arabaların çekilmesi için  yükselen bir rampa bulunuyordu. İspanyol Kralı 3. Carlo döneminde  bir deniz mühendisi olan Eustaquio Giannini tarafından yapılan restorasyonda 1788 yılında yapının 34 metre yüksekliğindeki orijinal üç katlı Roma dönemi kulesi Neoklasik bir görünüm aldı ve 21 metre yüksekliğnde dördüncü bir kat daha ilave edildi. Günümüzde Herkül Sütunu olarak bilinen fener dönen prizmatik lenslerle çalışmaktadır.

ORTA ÇAĞDA DENİZ FENERLERİ

Dördüncü  yüzyılın sonuna doğru Roma İmparatorluğu’nun ikiye bölünüşü Avrupa ve sahil şeridinde ticaretin bir ölçüde durakladığı görülmektedir. Siyasal, kültürel ve ticari karışıklık tüm kıtaya yayılmış, deniz ticareti azalmıştı. Geceleri yelken açmaya cesaret edenler sadece kıyı manastırlarının ve denize bakan kalelere ait gözetleme kulelerinin küçük parlayan ışıklarını takip etmek zorunda kalmışlardır.

Çin’deki Pagoda Fenerler

Büyük navigasyonal kuleler bu dönemde inşa edilmeye devam ettiyse de Batı’da inşa edilmedi.  Avrupa limanları belirsizlik içinde terkedilmişliğe çekilirken, 9. yüzyılda Çin’de pagodalar – tapınak işlevlerinin yanısıra – denizcilerin en önemli limanları bulmalarına yardımcı oluyorlardı. Budist rahipleri Moa Nehri’nin ortasında Şangay limanı girişine yakın beş katlı bir pagoda inşa etmişlerdir. Işık saçan bir fener pagodanın en yüksek seviyesine asılır ve bir işaret görevi yapardı. Pagodalar deniz feneri olarak on üçüncü yüzyılın sonuna kadar kullanılmışlardır. Shangay’daki bu eski Pagoda hala ayakta olup, Çin’in milli tarih hazinesi olarak kabul edilir. Güney Shanghai’da, Wenzhou Limanı’na giren gemiler işaret olarak onuncu yüzyıla ait bir çift pagoda kullanmışlardır. Denizciler birbiri ardına sırlanmış pagodaları gördüklerinde güvenli sularda yol aldıklarını anlarlardı. Wenzhou pagodaları hala bu işlevlerini sürdürmektedirler.

Fenercilerin Koruyucu Azizi: Aziz Venerius

5. yüzyılda yaşamış Aziz Venerius Katolik kilise tarafından Deniz Fenercilerin koruyucu azizi olarak ilan edilmiştir. Bu azizin Fenercilerin koruyuculuğunun nereden geldiği tam olarak bilinmez.

Rodos Deniz Kanunu

Bizans İmparatorluğu’nda 7.nci yüzyıldan itibaren uygulamaya konulan Rodos Deniz Kanunu, MÖ 8.yüzyılda Rodos’lu denizcilerin ortaya çıkardığı kurallar (MÖ 1000-600 arası Akdeniz ticaretine hakim olan Rodosluların Lex Rhodia olarak adlandırdıkları ilk Uluslar arası Denizcilik kanununda deniz kazaları sonucu kaybolacak malların akıbeti ve sorumluluklar işlenmiştir)  ve MS 6. Yüzyılda Bizans İmparatoru Jüstinyen’in yayınladığı kanunlar temelinde tüm İtalyan şehirlerinde 12. Yüzyıla kadar geçerli olmuştur. Bu kanunda Deniz Fenerleri konusu açıkça işlenmese de Deniz Ticareti’nin kurumsal işleyişi ve uluslar arası ticaretin yoğun olarak yaşandığı gerçeğini göstermektedir. Yaygın kanının aksine Akdeniz’de deniz ticareti durma noktasına gelmemiştir. Bu dönemde özellikle İstanbul, Selanik, Antakya, Venedik, Mlet, İskenderiye, Atina, Roma, Cenova, Ceasarea, Nesebar, Trabzon, ve Karadeniz’de limanı bulunan çok sayıda şehir arasında ticaret olanca hızıyla yapılıyordu. Bu ticari canlılığı deniz fenerleri olmadan düşünmek mümkün olur mu?

Bizans döneminde Deniz Fenerleri

Bizans İmparatorluğu’nda, gerek şehrin Roma İmparatorluğun  başkenti olarak ilan edildiği Constantinus döneminde (312 – 337) gerekse de İmparator Jüstinyen (527–565) döneminde şehrin Boğaz girişlerinde bazı deniz fenerlerinin yapıldığı tahmin edilmektedir. İstanbul Boğazı’nda  MÖ 2. Yüzyıl gibi erken bir tarihte iki fenerin inşa edildiği antik kaynaklarda  yazılıdır.  MÖ 2. Yüzyılda yaşamış olan Atina’lı tarihçi Polybius, Kartacalı General Hanibal’ı savaşlarda takip ederek o dönemdeki adıyla Byzantium şehrine de gelmiştir. Polybius’a göre İstanbul’un Trakya tarafında Timée’de ve Asya yakasındaki Scutari’de (Üsküdar) iki fener bulunuyordu.  Hellenistik dönemdeki bu fenerlerin Bizans döneminde de kullanıldığı düşünülebilir.

Gerek Constantinus, gerekese de Jüstinyen dönemi İstanbul’da imar çalışmalarının   en yoğun olarak yapıldığı dönemler olduğu kuşkusuzdur. Bizans İmparatorluğu’nun başkentinin  Karadeniz’deki ve Akdeniz’deki şehirlerle olan ticari ilişkisi dikkate alındığında, Boğaz’ın her iki çıkış noktasında bulunan deniz fenerlerinin  varlığını ıspat etmeye yeterli bir kanıt olduğunu düşünüyorum. Bu savın bilimsel ıspatı derin bir kaynak araştırması ve arkeolojik kazı çalışmaları ile destkelenmesi halinde mümkün olacaktır.

İstanbul’da Yenikapı’daki Marmaray ve Küçük Çekmece’deki Bathonea kazı alanlarındaki son yıllarda yapılan kazı çalışmalarında deniz fenerleri ortaya çıkartılmıştır. Buradaki araştırmalar hiç kuşkusuz Bizans dönemi deniz fenerlerine de ışık tutacaktır. Ancak denizle iç içe olan 1000 yıllık bir İmparatorluğun deniz fenerleri inşa ettiğinden hiç kuşku duyulmamalıdır.

Batı Avrupa’da Ortaçağ Deniz Fenerleri

Avrupa’da deniz fenerlerinin yeniden imarı ve inşası  8. Yüzyılın sonundan itibaren başladığı görülür. Ticaretin Batı Avrupa’da yeniden canlanmasıyla birlikte İtalya ve Fransa deniz fenerlerinin inşaatında öncü rolü üstlendikleri görülür.

9. yüzyılın başlarında Charlemagne Tour d’Ordre’yi tamir ettirerek tekrar denizcilere yol göstermesini sağlamıştır.  Charlemagne’nin oğlu ve halefi Kutsal Roma İmparatoru,  Louis Pious’in, Fransa’nın batı kıyısında Cironele’nin ağzına yakın Cordouan adasında önemli bir fener kurduğu bilinmektedir. Deniz ticareti arttıkça yeni ışıklar ve fenerler İtalya’da ortaya çıkmaya başladı. Çok uzun yıllar Toskana kıyılarına yakın Meloria açıklarındaki tehlikeli bir sığlık, Porto Pisano’ya yaklaşan gemilerin gövdelerini parçalıyordu.  Fakat 1157’den sonra bu tehlikeyi haber vermek için bu sığ bölgenin içine bir kule inşa edildi. 1194’te İtalya ile Sicilya’yı ayıran dar boğazda gemilere yol göstermek için Messina’ya ışıklı bir kule inşa edildi. Venedik ilk deniz fenerini 1312’de inşa etti ve Cenova 1321’de onu izleyerek kendi deniz fenerini inşa etti. Bu fener La Laterna olarak bilinir, dünya tarihinin gidişini derin bir şekilde etkilemiştir. Bu fenerin 15. yüzyılın ortasındaki bekçisi Antonio Colombo’dur. Çok büyük olasılıkla Colombo, deniz tutkusunu ve navigasyon bilgisini yeğeni Christopher Columbus’a aktardı.   Christopher Colombo,  bu bilgisiyle dünya tarihini değiştirmiştir.

1600 yıllarına gelindiğinde ise 30 büyük fenerin varlığından söz etmek mümkün hale gelmiştir.

Hanseatik Dönemde Kuzey Avrupa’da bulunan Alman ve İskandinav sahillerinde 1600 yılına kadar 15 adet deniz feneri inşaatı gerçekleşmiştir. Bu dönemde şapel ve kiliselerden gelen ışıklar da bir anlamda deniz fenerleri olarak işlev görmüştür.

YENİ ÇAĞIN DENİZ FENERLERİ

Deniz Feneri’ndeki Işığın Kaynağı

Fener kulesi yapılabilecek en iyi noktaya yapılsa veya en iyi şekilde de inşa edilse dahi, denizciler fenerin işaret ışığını göremezlerse asıl amacına hizmet etmiş olmaz. Deniz fenerlerindeki ışığın ilk kaynakları,  odun ateşinden yapılırdı ve genellikle bir kaç millik görüş mesafeleri olurdu.  Rüzgar ateşi karaya doğru iterse ateş tamamı ile görünmez hale gelirdi. Daha sonraları fener bekçileri gemilere yağ ile yanan daha parlak ışık veren lambalarla yol gösterdiler. Bazen ışığı küresel ve parabolik reflektörlerle konsantre hale getirdiler. Bu tür yenilikler sadece işaretin etkisini artırmasına katkı sağladı.

Augustin Fresnel: Fener merceğinin keşfi

18.yüzyılın sonları ve 19.yüzyılın başlarında Avrupalı ve Amerikalı mühendisler daha yüksek ve daha güçlü navigasyon kuleleri inşa etmelerine karşın, zayıf ışık bu yapıların etkinliğini sınırlıyordu.  Işığı daha uzaklara göstermeyi başaran kişi genç bir Fransız mucit olan Augustin Fresnel’dir. Fresnel 1790’larda henüz çocukken, Normandiya’da evinden ve diğer evlerden süzülen ışıklardan büyülenirdi. Paris’te mühendislik okuduktan sonra Napolyon için yollar inşa etti fakat ışık ile ilgili matematik denklemleri üzerinde çalışmayı sürdürdü. Isac Newton ışığın partiküllerin akışı olduğunu yanlış olarak tanımlamıştı.  Fresnel ise ışığın saf bir enerji olup denizin yüzeyindeki dalgalar gibi ‘dalgalarla’ hareket ettiği sonucuna vardı. Fresnel’in özellikle ışığın cam gibi şeffaf katı maddeler üzerindeki hareketi ilgisini çekiyordu. 1819’da Fresnel’in ışık üzerine yaptığı bir çalışması Fransız Bilim Akademisi ödülüne layık görüldü.  Bundan kısa bir süre sonra yaptığı keşifleri pratik bir amaca yönelterek olağanüstü verimli bir deniz feneri merceği icat etti.

Fresnel bu devrimci buluşunu dünyanın en eski deniz fenerlerinden  Cordouan’da test etti. Rahipler odun ateşi ile gemilere yol gösterirlerken, Fresnel aynı yerde ışıldayan prizmaları devreye soktu.  Basit bir mum ışığı bile uzaklara kadar görünebiliyorsu artık.

Fresnel’in merceği yüksek oranda cilalı varil şeklindeki cam prizmalar dizisinden oluşuyordu ve ışık bu konsantre dizi grubunun içine akarak kaynağından çok daha bir parlak bir ışık yaratıyordu.  Oldukça basit bir lamba ile güçlendirilen Fresnel mercekleri bir ışık hüzmesini 20 milden veya daha uzaktan görülmesini sağlamıştı. Böyle bir mercek yüksek bir kuleden ufuk çizgisinin ötesindeki denizcileri artık rahatça uyarabilecekti. Artık gemiler bir limanın davetini veya tehlikenin uyarısını çok önceden alacaklardı. Fresnel bu çalışmasının karşılığı olan maddi kazançtan uzun süre faydalanamadı, 1827’de 39 yaşında veremden öldü.

Dezizcilikle ilgisi olmayan şirketler bu mercekleri üreterek büyük kazanç elde ettiler.  Francois Soleil ve Henri LaPaute gibi Fransız şirketleri yeni mercekleri üreterek, bunları deniz fenerleri işleten Fransa’ya ve pek çok diğer ülkeye sattılar. Fransızlardan geri kalmayan İngiliz üreticiler de kendi Fresnel tipi merceklerini üretmeye başladılar.

Trinity House

Yeni Dünyaların keşfiyle birlikte artan deniz trafiği, deniz fenerleri ve denizde güvenli seyir dünyadaki tüm ülkelerin hayati önem taşıyan bir sorunu haline gelmiştir. İngiltere uzun ve zengin denizcilik geleneği ile seyir ışıklarının önemini fark eden ve kabul eden ilk Avrupa ülkesi olmuştur. Britanya adalarındaki ilk fenerleri Romalılar inşa etmişlerdir. Bu fenerlerden sadece Dover’daki taş kule günümüze kadar gelebilmiştir. Ortaçağa ait deniz işaretleri veren kuleler kıyı kenerlarındaki kale ve manastırlarda bulunuyordu. 15. ve 16.yüzyıllar boyunca pek çok İngiliz liman şehirlerinde denizciler bir dizi meslek loncası açtılar, bu loncalar “Trinity Evleri” olarak bilinirlerdi. Başlangıçta dini bir niteliği de olan bu evler yaşlı denizcilere, denizde kaybolanların dul ve yetimlerine bakmayı taahhüt eden yardım kuruluşları niteliğindeydiler. Zaman içinde Trinity evleri giderek navigasyonel işaretlerin yerleştirileceği yerler haline geldiler. The Brethren of Trinity House of Deptford Strand olarak bilinen Londra loncasına bir kraliyet komisyonu; “İngiltere, Wales ve Kanal adalarında deniz fenerleri inşa etme ve işletme yetkisi” verildi. Londra Trinity House’a gemilerden fenerleri ve kanal işaretlerinin bakımı için ödeme alma yetkisi de verilmiştir.

Günümüzde Trinity House, yarı özerk bir kurum olup devlet için çalışan bir acenta gibi işletilmekte ve yetmişten fazla büyük deniz fenerini idare etmektedir. Bunlardan en ünlü ve önemlisi Eddystone Deniz Feneri’dir.

Eddystone Feneri

Plymouth yakınlarındaki Eddystone Kayalıkları denizcilerin korkulu bir rüyasıydı. Deniz aniden yükselir ve resifli bir bölge olan bu kayalıkları su kapladığında geçiş çok tehlikeli bir hal alırdı. Fırtınalı bir zamanda bu bölgeden geçen ve  İngiliz mühendis Henry Winstanley’e ait iki gemi bu kayalıklarda parçalandı. Trinity House Winstanley’in bu kayalıklarda  üzerine yapmak istediği dikkat çekici deniz feneri projesini onayladı. İnşaatı çok zor ve meşakkatli olan Eddystone’da daha önce hiç kimse böyle bir proje yapmaya teşebbüs etmemişti; bu teşebbüsü yüzünden pekçokları Winstanley’le alay etti.  İş çok ağır ilerliyordu, fırtınalar sık sık Winstanley ve ekibini kayalıklardan kaçarak kıyıya sığınmaya zorluyordu.  Proje Fransız korsanların inşaata saldırıp Winstanley’i fidye için zincirlere vurması sebebiyle daha da gecikti. Winstanley İngiltere’de tutulan Fransız hükümlülerin salıverilmesine karşılık serbest bırakılınca, projenin başına döndü ve 25 metrelik taş kuleyi 1698’in sonuna doğru tamamladı. İlk Eddystone deniz feneri kuvvetli bir fırtına tarafından yıkılmadan önce bir yıldan biraz fazla hizmet verebildi. Winstanley yapıyı bu sefer daha yüksek ve muhtemelen daha kuvvetli olacak şekilde inşa etti. Winstanley feneriyle o kadar övünüyordu ki, en büyük fırtına çıktığında içinde olacağını ve fenerin yıkılmayacağını söylüyordu. 1703’te bazı tamiratlar yapmak üzere ziyaret ettiğinde büyük bir fırtına patlak verdi. Hava açıldığında ne kuleden ne de onu inşa eden kişiden eser kalmamıştı. Fener bekçileri ise hayatlarını kurtarmışlardı.

Eddystone’daki ikinci fenerin bir kısmı ahşap olarak inşa edildi ve çok daha dayanıklı olduğunu kanıtladı. Yapı ipek tüccarı ve yarı zamanlı mühendis olan John Rudyard tarafından 1709 yılında inşa edildi. Fener kanalın korkunç kar fırtınalarına dayanarak tam kırkaltı yıl hizmet etti. 1755 yılında kuleyi yerle bir eden yangında kulenin 84 yaşındaki bekçisi de hayatını korkunç bir şekilde kaybetti. Bekçi kayaların üzerinden yangını izlerken balkondan kurşun bir kaplama ağzının içine düşerek ölümüne sebep olmuştur.

Dördüncü Eddystone Feneri 1759 yılında John Smeaton tarafından inşa edildi ve bir yüzyıldan fazla ayakta kaldı. İnşaatta granit blokları kullanıldı ve birbirine eklenerek blokların istikrarını sağlamak için alt kısımlarından birleştirildiler. Böylece en büyük fırtınalara karşı dayanabildi.  Kule denizcilere 1880’lere kadar hizmet vermeye devam etti. Trinity House bu sakat yapı yerine Smeaton’ın dizaynına benzer bir yapı ile yenisini bir an önce yapmaya girişti. Sağlam bir taş tabanı, kocaman duvarları ve geçmeli granit blokları ile beşinci ve halen hizmet veren Eddystone 1882’de tamamlandı. 45 metre yüksekliğindeki bu kule zamanla doğanın vahşi gücüne karşı koyan bir kült haline geldi.

Cordouan Feneri

Cordouan Deniz Feneri, 9. yüzyılda Fransa’da Gironde Nehri’nin Atlantik Denizi’ne döküldüğü yerde bulunan küçük bir adacık üzerinde Charlemange ailesi tarafından yaptırılmıştır. Dünyanın en güzel deniz feneri olduğu tüm otoritelerce kabul edilmiştir.  Fransa’nın en eski şarap limanı Bordeaux’ya hâkim olan Cordouan Feneri, o dönemde Guienne bölgesi İngiltere’nin bir eyaleti olduğundan İngiliz kökenli Kara Prens Edward tarafından 14. yüzyılın ikinci yarısında ikinci kez inşa etmiştir. Bu fener 16.yüzyılın ikinci yarısında harap olup kullanılmaz hale geldiğinden Bordeaux şaraplarını ihraç eden gemiler zor durumda kalmıştır.

16. yüzyılda Fransa’nın kralı III. Henry, mevcut fenerin yerine Corduan’a etkileyici bir deniz feneri kulesi inşa edilmesini emretmiştir. Yapılması emredilen kule ile bugün gördüğümüz kule aynıdır. Feneri inşa eden saray mimarı Louis de Foix’tur.  Fenerin inşaatı 1584 yılında başlamış ve 27 yıl sürmüştür. Fener 45 metre çapında bir kaide üzerine yükselmektedir. Yüksekliği 68 metredir. Zemin kat 16 metre çapındadır. Dört fenerciye ait odalar zemin kattadır. İkinci katta Kral için yapılan daire mevcuttur. Üçüncü katta tavanı zengin mozaik süslemeleriyle bezeli bir şapel bulunuyor. Her kat kabartma, heykel ve kemerli kapılarla süsşenmiştir.  Fener kulesinin en tepesinde de cam fanüs bulunmaktadır.  Fener için gerekli ışık metal bir kap içinde yakılan meşe kabuklarından sağlanmıştır.  1611 yılında fenerin inşaatı tamamlandığında adacık tümüyle sular altında kalmıştır. Cordouan bu nedenle açık denizde inşa edilen ilk deniz feneri olduğu kabul edilmektedir.  Daha sonra İskoçya açıklarında inşa edilecek Eddystone Feneri’nin öncü modelidir.

Dönemin teknoloji ve bilimin önde gelenlerinden biri olan Augustin Frensel 1820 yıllarında Cordouan’a gelerek, dünyayı değiştiren optik mercek keşfini burada denedi. Augustin Fresnel şamdana benzeyen merceğini Cordouan Feneri’nde denediğinde, tahmininden çok daha iyi çalıştığını gördü. İki yüzyıl boyunca Cordouan Feneri Fransa’ya ve denizcilere bu merceklerle hizmet etmiştir.  

İskoçya ve Stevenson’lar

Hazine adası ve daha pek çok klasiğin yazarı olan Robert Louis Stevenson 19.yüzyılın en çok bilinen ve sevilen yazarları arasında olmasına karşın İskoç klanına mensup akrabaları tarafından başarısız biri, hatta ailenin yüz karası olarak görülüyordu. Akrabalarının arasında yaşamış en yenilikçi ve  çok yetenekli deniz feneri mühendisleri bulunmaktadır.

İskoçya’da, Kuzey Deniz Feneri Kurulu, İngiltere’de Trinity House’a benzer bir rol üstlenmiştir ve bir yüzyıldan fazla süre Stevenson aile üyelerinin etkisi altında idare edilmiştir. Stevenson ailesinin İskoçya’nın deniz fenerleri ve Kurul’la birlikte anılan isimleri ailenin atası Robert Stevenson’ın (1772-1850) açık denizdeki May kayalığı üzerinde inşa ettiği Bell Rock Işığı’ndan önce başlamıştır. Robert Stevenson’ın üvey babası, Thomas Smith, saygın bir Deniz Feneri Kurulu mühendisi ve bir fener için ilk parabolik reflektör tasarlayan kişi olarak ondan önce gelmektedir. Fakat Bell Rock projesini başarıyla tamamlayan Robert, Stevenson ailenin itibarını pekiştirmiştir.

Granit Bell Rock kulesinin inşaatı üç yılda tamamlanmış ve £60.000 mal olmuştur. Kule tamamlanıp ilk ışığı 1 Şubat 1811’de yandığında karadan veya denizden gören herkes harcanan her kuruşa değdiği kanaatine varmıştı. Taş bir sütun üzerinde Kuzey Denizi sularından 35 metreye yükselen, dönen ince kırmızı-beyaz sinyalleri olan bir fenerdi. Yapı 2.835 büyük taştan oluşmaktadır ve taşların toplam ağırlıkları 2.000 tondan fazladır. Çok sağlam bir iş olduğunu iki yüzyıldır hizmete aralıksız devam etmesi kanıtlamaktadır.

Robert Stevenson İskoçya’da bundan başka on yedi deniz feneri daha inşa etmiştir. Oğulları David (Robert Louis Stevenson’ın babası), Thomas ve Alan pek çok deniz feneri inşa etmişlerdir. Üç oğlu arasında en önde gelen ve en üretken olan Alan, aynı zamanda İskoçya’nın fevkalade deniz feneri olarak anılan Skerryvore deniz fenerini inşa etmiştir. Fener dünyanın en mükemmel fenerlerinden biri olarak anılmaktadır. Kulenin en üst platformunun dengesi gelgitlere rağmen son derece iyi korunmaktadır.

Aslında Alan Stevenson’ın bir inşaatçı olarak hünerlerinden çok fenerlerin merceklerine yaptığı katkılar daha çarpıcıdır. Genç bir adam iken Augustin Fresnel’in teori ve dizaynlarına büyük ilgi göstermiştir. 1830’larda Fresnel’in Paris’teki ofisine yaptığı ziyaretten sonra Alan İskoçya’ya döndüğünde Fresnel merceklerinin çalışmasını ve fikrini daha iyi kavradı. Geleneksel hiçbir mercek sisteminin bu yeni teknolojinin performansı ile karşılaştırılamayacağına karar verdi. Stevenson Skerryvore deniz feneri için Fresnel merceklerine ihtiyaç olduğu konusunda Kuzey Deniz Feneri Kurulu’nu ikna etti. Bu girişim Fresnel merceklerinin tüm İngiliz İmparatorluğunda ve dünya da yaygın olarak kullanılmasını garanti etti. Stevenson Fresnel’in dizaynına kendine ait bir kaç yenilik de ekledi. Alan’ın eklediği daha yüksek ve daha alçak prizmalar merceklerin ışık konsantrasyon etkinliğini arttırmışlardır.

Robert Louis Stevenson her ne kadar dedesinin, babasının ve amcalarının ayak izlerini takip etmediyse de sonunda “Mühendis bir ailenin kayıtları” adlı tarihi kitabı yazdı. Doğal olarak tüm hayatı boyunca deniz hayatı ve fenerlerle ilgilendi. Çok iyi bilinen eserlerinin yanı sıra çok seyahat etti ve bu seyahatlardeki kendi maceralarını yayınladı. Bunlardan biri de seyahatleri sırasında gördüğü deniz fenerleri hakkında idi.

Skerryvore Deniz Feneri

1790 ve 1844 yılları arasında fenerinbulunduğu bölgede 30’a yakın gemi kazası meydana gelmişti. Kuzey Deniz Fenerleri Kurulu’nun baş mühendisi olan Robert Stevenson bölgedeki resife bir keşif gezisi gerçekleştirmiş ve bir deniz fenerinin gerekliğini kurula kabul ettirmişti. Fenerin inşaatı için oğlu Alan’ı görevlendirmiştir. Fener inşaatı için kurulan Skerryvore Komitesi buharlı bir gemiyle bölgeye gitmiş ve hafif bir kaza da atlatarak geri dönmüşlerdir.  Alan Stevenson bu projenin mühendisi olarak atandığında 30 yaşındaydı. İnşaat tamamlandığında 42 metre yükseklik, tabandaki 13 metre ve fanüs platformundaki 5 metre çapıyla o döneme kadar yapılan en büyük deniz feneri yapılmıştı. Binanın kütlesi 4300 ton ağırlığındadır ve Eddystone’dan 4 kat Bell Rocak’tan ise iki kat daha büyüktür. 151 basamakla çıkılan Skerryvore Deniz Feneri Birleşik Krallığın halen en yüksek feneridir.

Fenerin iç dekorasyonu kardeşi Thomas tarafından yapılmıştır. Işık Edinbourgh’lu John Milne tarafından yapılmış olup, üstte pyramidal mervekleri  bulunan dört fitilli lamba etrafında dönen sekiz mercekten oluşuyordu. Lamba 1844 yılında çalışmaya başladı ve hiç aralıksız 110 yıl boyunca yanmayı sürdürdü.

AMERİKA BİRLŞİK DEVLETLERİ’NDEKİ DENİZ FENERLERİ

Avrupalı denizciler ilk olarak Kuzey Amerika’ya vardıklarında kıyı boyunca pek çok tehlikeli engel ve sadece yerli kabilelerin yaktığı kamp ateşlerini bulmuşlardır. 1700’lere kadar ticaret yapan yerleşimciler hiç deniz feneri inşa etmediler. İlk olarak Boston’da daha sonra da koloni kıyısı boyunca bir düzine önemli noktaya deniz fenerleri inşa edilmiştir.  

Eski Roma ve modern Avrupa gibi Amerika’da ekonomisini desteklemek ve geliştirebilmek için deniz ticaretine önem veriyorsu. Bağımsızlığını yeni kazanmış ABD, Avrupa ile bağlantılarını kesme konusunda istekli değildi.. Avrupa’dan metal işleri, giyim ve ödeyebilecekleri tüm küçük lüksleri ithal ediyor, bunlara karşılık tütün, tahıl ve diğer ürünleri ise ihraç ediyordu. Denizciler bu çok yoğun ticareti sürdürebilmek için Amerika sularına girerken engel oluşturan resif ve sığlıkları göze almak zorunda kalıyorlardı. Pek çok kaptan gece kıyıya yaklaşmayı göze alamıyordu ve hatta gündüz bile tehlike çok büyüktü.

Pekçok sayıda fener Koloni döneminde kurulmuştur. Bunların içinde olan Brant Point feneri 1746’da balina gemilerine Nantuekete kadar rehberlik etmesi için, Beavertal Feneri ise 1749’da Rhode Island’taki Narragansett Koyu’nu göstermesi için ve New London Limanı feneri ise Connecticut açıklarında kamu piyango gelirleri ile inşa edilmiştir. Koloni deniz feneri istasyonları Delaware’in Henlopen Burnu’nunda 1765’te Delaware Koyu için gemilere rehberlik etmesi amacıyla kuruldular. Başka bir fener 1767’de Fransız protestanları tarafından zarif Güney Carolina şehrine yol göstermesi için Charleston’a inşa edilmiştir. Plymouth’ta 1769’da buraya ilk gelen koloni mensuplarının desteği ile kıyı halkına hizmet etmesi için bir fener yapılmıştır. Başka bir fener Cape Ann’de Massachusetts Körfezine kuzeyden yaklaşanları uyarmak için 1771’de ve yine 1771’de Portsmouth’a New Hampshire ana limanını göstermesi için başka bir fener inşa edilmiştir.

Koloni dönemi boyunca, her koloni kendi fenerini inşa ve idare etme sorumluluğunu üstlenmiştir. Bu fenerler çok çeşitli şekilde finanse edildikleri için merkezi bir otoriteye bağlı olarak faaliyet göstermiyorlardı ve verdikleri hizmet olsa olsa güvenilmezdi. Bağımsızlık sonrasındaki yıllarda da durum bu şekilde devam etti. Bu dönemde eyaletler kendi meselelerini bağımsız birer ülkeymiş gibi ele alıyorlardı. George Washington ve ondan önceki Amerikan liderleri daha büyük bir birliğin navigasyonel fener sistemi için gerekli olduğunu görebiliyorlardı.

Boston Deniz Feneri

Zaman içinde önemli liman şehirlerinin deniz feneri inşa etmeye başlamaları sonucu gelişme gösterdi. New England ticaret filosu sahipleri ve iş adamlarının teşviki sonucu 1716’da Massachusetts kolonisi Boston’da bir deniz feneri inşa etmiştir. Bu fenerin Kuzey Amerika’da inşa edilen ilk fener olduğuna inanılmaktadır. Fener Boston limanı girişine yakın olan Little Brewster adasının üzerindedir. Taş kule 21 metre yükseklikte olup, ilk ışık kaynağı don yağı mumları iken daha sonra balina yağı lambaları kullanılmıştır.

Boston Limanı deniz fenerinin yapımı ve işletilmesi için koloni yetkilileri limana giren her gemiden ton başına bir penny vergi alıyorlardı. Deniz feneri için toplanan vergi pek çok harcamanın yanı sıra bekçilerin mütevazı yıllık £50 ücretini de karşılıyordu. Fenerin ilk bekçisi olan aynı zamanda hem çoban hem de liman klavuzluğu yapan George Worthylake bu çok düşük ücretle ailesini zor geçindirmesine rağmen sadakatle hizmet etmiştir. Neredeyse iki yıl sonra beş kuruşsuz olan bekçi bir kayık kazasında boğularak ölmüştür. Onun yerini alan Robert Saunders, Little Brewster’da benzer bir kazada ölmeden önce sadece beş hafta çalışabildi. Amerika’da fener bekçiliği mesleği kasvetli bir şekilde başladı.  Worthylake ve Saunders’tan sonraki bekçiler daha şanslı idiler, buna rağmen Boston Limanı deniz fenerindeki küçük bir odada duran isim listesi üçyüzyıldan beri fenerde bekçilik yapmış olan altmıştan fazla kişinin ismini barındırmaktadır.

Boston Amerika’nın ilk gerçek deniz feneri olmasına rağmen 1776’da Bağımsızlık bildirgesi imzalanana kadar yarım yüzyıldan fazla denizcilere yol göstermiştir. Kulenin bugünkü görünümü ülkenin en eskisi olan ilk fenerin görünümü değildir. Bağımsızlık savaşı sırasında geri çekilen İngiliz taburları barut dolu varilleri orjinal kuleye yığmış ve kuleyi havaya uçurmuştur. Şu an var olan kule savaşın son yılı ve İngiliz’lerin Amerika’nın bağımsızlığını tanıdığı 1783’te inşa edilmiştir.

TÜRKİYE’DEKİ DENİZ FENERLERİ

Türkiye’de çeşitli tip ve özellikler taşıyan 354 fener bulunmaktadır. Bunlardan 53 tanesi Marmara’da, 82’si Karadeniz’de, 85’i Ege’de, 73’ü Akdeniz’de, 23’ü Çanakkale’de ve 38 tanesi İstanbul’dadır.

Osmanlı sahillerinde faaliyette bulunan fenerler Bahriye Nezareti tarafından yönetiliyordu. Marius Michel adlı bir Fransız girişimci, Osmanlı Devleti’ne sahillerin stratejik noktalarına deniz fenerleri iyapılması ve bu fenerlerden rüsum alınmasını önermiştir.

Marius Michel’in bu önerisi Osmanlı hükümeti tarafından kabul edilmiş, “Fenerler İdare-i Umumiyesi Müdürlüğü” adıyla çalışmaya başlayan bir işletme kurulmuş  ve Fenerlerin İdaresi 10 yıllık bir süre için Marius Michel’e verilmiş ve kendisi Tersane-I Amire’nin gözetimi altında Fenerler İdare-i Umumiyesi’nin genel müdürü yapılmıştır.
Ahırkapı, Fenerbahçe, Anadolu ve Rumeli fenerleri, Karaburun, Yeşilköy, Çimenlik, Kumkale, Seddülbahir ve Gelibolu fenerleri bu dönemin yapılarıdır. İstanbul Boğazı’na rahat giriş yapılması için Boğaz’ın iki yakasına birer deniz feneri yapılmıştır. Bunlardan biri Karadeniz’in Anadolu yakası girişinde Yom Burnu’nda, diğeri ise Rumeli yakasında yapılan fenerdir. Yeşilköy, Ahırkapı, Rumeli ve Şile Fenerleri de tarihsel önemi olan fenerlerdir. Osmanlı İmparatorluğun diğer yerlerine de fenerler inşa edilmiştir. Ege adaları, İzmir, Kızldeniz, Marmara Denizi, Makedonya, İzmit Körfezi, Karadeniz kıyıları boyunca çok sayıda fener inşa edilmiştir. 1856-1904 yılları arasında 200’den fazla fener inşa edilmiş ve  hizmete sokulmuştur.

19. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu sınırları içinde faaliyette bulunan fenerler şunlardır:

AKDENİZ BOĞAZ HATTI FENERLERİ

1- Marmara Ereğlisi Feneri

2- Ekinlik Feneri

3- Merkep Adası Feneri

4- Bozcaada Feneri

5- Marmaracık Feneri

MİDİLLİ HATTI FENERLERİ

1- Babakalesi Feneri

2- Mevlüt Burnu Feneri

3- Tomari Burnu Feneri

4- Midilli Burnu Feneri

5- Midilli Liman Ağzı Feneri

İZMİR HATTI FENERLERİ

1- Mermince Burnu Feneri

2- Yenikale Burnu Feneri

SAKIZ HATTI FENERLERİ

1- Koyun Adaları Feneri

2- Panaya Kayası Feneri

SELANİK VE PALOS HATTI FENERLERİ

1- Palos Burnu Feneri

2- Kesendire Feneri

3- Selanik Liman Feneri

4- Terikeri Burnu Feneri

SİSAM VE İSTANKÖY HATTI FENERLERİ

1- Kuşadası Feneri

2- Vati Feneri

3- Dimitri Burnu Feneri

4- Limni Feneri

5- Kumburnu Feneri

RODOS HATTI FENERLERİ

1- Rodos Kalesi Feneri

2- Değirmen Burnu Feneri

KARAMAN VE ŞAM HATTI FENERLERİ

1- Mersin Feneri

2- İskenderun Feneri

3- Lazkiye Feneri

4- Trablusşam Feneri

5- Trablusşam Feneri

6- Beyrut Feneri

7- Beyrut Kalesi Feneri

8- Hayfa Feneri

9- Yafa Feneri

10- Larnaka Limanı Feneri

GİRİT HATTI FENERLERİ

1- Hanya Feneri

2- Suda Limanı Feneri

TRABLUSGARP HATTI FENERLERİ

1- Trablusgarp Feneri

2- Bingazi Feneri

3- Derne Feneri

KARADENİZ ANADOLU HATTI FENERLERİ

1- Ereğli Feneri

2- İnebolu Feneri

3- Sinop Feneri

4- Giresun Feneri

5- Trabzon Feneri

6- Batum Feneri

7- Samsun Feneri

KARADENİZ RUMELİ HATTI FENERLERİ

1- Galata Burnu Tabyası

2- Varna Limanı Feneri

Fenerler İdare-i Umumiyesi, 1937 yılı sonuna kadar faaliyetini sürdürmüştür.

1 Ocak 1937 tarihinden itibaren, Fransızların imtiyaz ve yönetiminde

olan Fenerler İdaresi, Nafıa Vekili Ali Çetinkaya’nın idaresinde Türkiye Cumhuriyeti

Devleti’ne geçmiştir. Fenerler İdare-i Umumiyesi,1938 yılı sonuna kadar faaliyetlerine

sürdürmüştür. 1939 yılında satın alınmış ve önce Denizbank’a devredilmiş ardından da Devlet Limanları İşletmesi Umum Müdürlüğü’ne bağlanmıştır. 1944 yılında  Devlet

Denizyolları ve Limanları Umum Müdürlüğü’ne bağlanmış ve adı Fenerler ve Cankurtaran Teşkilatı olarak değiştirilmiştir. 1952 yılında  Denizcilik Bankası T.A.O’na devredilmiştir. Fenerlerin yönetimi son olarak 1997 tarihinde Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü’ne bağlanmıştır.

Fenerhahçe Feneri

Bölgedeki ilk deniz fenerinin Bizans döneminde yapıldığı ve burada Tanrıça Hera’ya adanmış bir tapınak bulunduğu ve kayalıklar üzerinde de bir fenerin olabileceği düşünülmektedir. Bu fener, Osmanlı İmparatorluğu döneminde inşa edilen ilk fener olma özelliğini de taşımaktadır. Kanuni Sultan Süleyman tarafından 1562 yılında inşa ettirilmiştir. Günümüzde Fenerbahçe burnunda bulunan ve bulunduğu semte adını veren bugünkü Fenerbahçe feneri, Osmanlı İmparatorluğu zamanında 1857 yılında Fenerler İdaresi tarafından yaptırılmış olup, halen eski güzelliğini korumaktadır. Bir rota feneri olan Fenerbahçe Feneri 400 yıllık bir geçmişe sahiptir. Fenerin Sis Düdük Binası 1932 yılında fenerin yanına kurulmuştur. Mercek yapısı sabit kristal olan fener, ışığın 15 deniz mili uzaktan görülmesini sağlamaktadır. Fenerbahçe Feneri, idamlar dahil pek çok olaya sahne olmuştur, İngiliz işgali sırasında İngiliz askerleri kuleye çıkmak istemişlerdir. Fenerci Mediha Hanım ve annesi, içkili askerleri ellerinde sopayla kovalamıştır. Cumhuriyet’in 10’uncu yıl kutlamalarında ışıklandırılıp süslenen Fenerbahçe Feneri’nin kristali, II. Dünya Savaşı yıllarında siyah perde ile kapatılarak karartılmıştır.

Ahırkapı Feneri

İstanbul’da Osmanlı döneminde yapılan ilk fenerdir. Ahırkapı’ya fener yapılmasına bu çevrede meydana gelen önemli bir deniz kazasından sonra gereksinim duyulmuştur. Osmanlı İmparatorluğu zamanında 1755 yıllarında Mısır’a ticaret eşyası götürmekte olan Hacı Kaptan idaresindeki bir kalyon, havanın bozulması üzerine gece Kumkapı’da karaya oturmuştur. Olayı haber alan zamanın padişahı III. Osman, Sadrazam Said Paşa ile birlikte Kumkapı’ya giderek, kalyon ve gemicilerin kurtarılışını izlemişlerdir. Daha sonra Hacı Kaptan’a yeni bir kalyon verilmiştir. Bu arada gemicilerden birinin, “Eğer burada sur üzerinde bir fener yapılıp her gece kandiller yakılırsa, böyle uzağa giden gemiler ışığı görünce yollarını bulurlar ve kazaya uğramazlar” demesi üzerine, Padişah da buraya fener yapılması için emir vermiştir. Kaptan-ı Derya Süleyman Paşa tarafından fener yapılmıştır. Gemilerin Marmara Denizi’nden gerek İstanbul Limanı’na girişi, gerekse İstanbul Boğazı’ndan geçişlerinde rota feneri durumundadır. Arnavut kökenli bir aile, Sultan Abdülaziz döneminden 1980’lerin başına kadar bu fenerde yaşamaktaydı.

Anadolu Feneri

1856 yılında Fransızlar tarafından yapılmıştır. Bu fener Karadeniz’den İstanbul Boğazı’na girişte Anadolu yakasında Poyrazköy’de önemli bir mevkiinde bulunmaktadır. Fenerin deniz seviyesinden yüksekliği 75 metre olup, kâgir olarak inşa edilen kule yüksekliği ise 20 metredir. 15 Mayıs 1856’da hizmete giren fenerin işletmesi, 1937’de Fransızlara tazminat verilerek Cumhuriyet İdaresi’ne geçmiştir.

Rumeli Feneri

Gemilerin Karadeniz’den İstanbul Boğazı’na emniyetle girmelerini sağlamak üzere 1856 yılında yapılmıştır. Fenerin ilk inşasını sırasında kulenin birkaç kere yıkılması üzerine bu mahalledeki köyün ileri gelenlerinin, feneri yapan Fransızlara burada bir yatır (türbe) olduğu ve bundan dolayı kulenin yıkıldığını söylemeleri üzerine, önce türbe yapılmıştır. Üzerine bugünkü fener kulesi inşaa edilmiştir. Halen fener kulesinin içinde Saltuk Hazretleri’nin türbesi bulunmaktadır ve halk tarafından ziyaret edilmektedir.

Yeşilköy Feneri

Marmara Denizi’nden seyirle İstanbul Boğazı’na giriş yapacak olan gemilerin boğaz giriş rotalarını belirlemek için gördükleri ilk fener, İstanbul Yeşilköy Feneri’dir.Yeşilköy burnu üzerine 1856 yılında Osmanlı İmparatorluğu tarafından taş kule olarak inşa edilen bu fenerin ilk adı Ayastefanos Feneri iken, daha sonra semtin ismine uygun olarak değiştirilmiştir.

KAYNAKÇA
Adams, W.H. Davenport. Lighthouses and Lightships, Nelson, London, 1870.
Ailsa Craig – Instruction Manual for Keepers, 1886.
Almqvist, E. and Sutton-Jones, K. Milestones in Lighthouse Engineering, Pharos Marine, 1994.
Atkinson, Frank. Vietorian Britain: The North East, David & Charles, 1989.
Babbage, Charles. Notes Respecting Lighthouses, 1852.
Beaver, Patrick. A History of Lighthouses, Peter Davies, 1971.
Blake, George. C/yde Lighthouses – C/yde Lighthouse Trust 1756-1956, 1956.
Bowen, Sir John P. British Lighthouses, British Council, 1947.
Burton, Anthony. The Past Afloat, Andre Deutsch, 1982.
Encclopedia Britannica, Lighthouse maddesi ve ilgili maddeler, London, 2008.
Chadwick, Lee. Lighthouses and Lightships, Dennis Dobson, 1971.
Chapman, C.W. Modern High Speed Oil Engines, vols. 1, 2 & 3, Caxton, 1949.
CowperFrederick. Sailing Tours, vols. 1-4 (reprinted, Ashford Press 1985), 1895.
Cunningham, Alexander. Fog Signals, Royal Scottish Society of Arts, 1863.
Davis, G.M and R.C. Trial of Error, 1983.
Douglass, Sir James . Improvements in Coast Signals, 1884.
Edgington, D. and Hudson, C. Stationary Engines for the Enthusiast, 1981.
Edwards, E. Price. A List and Deseription of Coast Fog Signals, 1880.
Edwards, E. Price. Our Seamarks, 1884.
Elliot, Maj. G.H. Report of a Tour of Inspeetion of European Lighthouse Establishments, Washington, 1874.
Esquiros, Alphonse. Cornwall and /ts Coasts, 1865.
Findlay, A. Lighthouses, Fog Signals and Tides.
Findlay, A. Lighthouses of the World, 1861 and 1900.
Gedye, NJ. On Coast Fog Signals, MPICE, 1902.
Goldsmith-Carter, G. Looming Lights, Readers Union, 1947.
Gibbs ,].A. Lighthouses of the Pacific, Schiffer, 1986.
Hague, Douglas and Christie, Rosemary. Lighthouses, Their Architecture, History andArchaeology, Gower Press, 1975.
Hague, Douglas (Ed. S. Hughes). Lighthouses of Wales, RCAHMW, 1994.
Hardy, WJ. Lighthouses, Their History and Romance, 1895.
Hobbs,].S. Bristol Channel Pilot, 1859 (Reprinted D. Bradford Barton, 1972) 1859. ,
Instructions to Light Keepers, US Lighthouse Board, Washington, 1881-1902.
Jackson, D. Lighthouses of England and Wales, 1975.
Jenkins, Henry Davenport. Lights and Tides of the World, Imrey, London, 1900.
Jenkins, Henry Davenport. The Pilots Guide ftr the English Channel, 1912.
Johnson, A.B. Aberrations of Audibiliry of Fog Signals, Washington, 1885.
Karaahmetoğlu, Orhan, Türkiye’deki Fenerlerin Tarihi Gelişimi, Denizcilik Dergisi, Ekim-Kasım 2003, Sayı:13
Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü resmi web sitesi
Langham, M A LundyAlbum, 1980.
Langton-Jones, R. Silent Sentinels, London, 1944.
MacCormick, W.H. The Modern Book of Lighthouses, 1936.
Majdalany, F The Red Rocks of Eddystone, Longmans, 1954.
Millar, G.L. The Recent Revolution in Organ Building, Charles Francis Press,New York, 1913.
Munro, R.W. Scottish Lighthouses, Thule Press, 1979.
Naish,John. Seamarks, Stanford Maritime, 1985.
Nicholson, C. Rock Lighthouses of Britain – the End of an Era?, Whittles Publishing, 1995.
Noall, Cyril. Cornish Lights and Wrecks, 1968.
Phillips, Godfrey W. Lighthouses and Lightships and the Men Who Man the Triniry House Service, Robert Ross & Co, London, 1949.
Plimsoll, SamueL. Our Seamen: An Appeal, 1873.
Rees, John S. History of the Liveıpool Pilotage Service, Sou thport, 1949.
Rendell,Joan. Lundy Island, Bossiney Books, 1979.
Richardson, E.G. Sound, 1929.
Singer, C. (Ed.) A History of Technology, Oxford, 1954.
Soysal, Ali, Anadolu Feneri: Tarihten Gelen Işık, Denizler Kitabevi, İstanbul, 1998
Soysal, Ali, Karadeniz Beyaz Işık: Rumeli Feneri, Denizler Kitabevi, İstanbul, 2004
Stevenson, David A. On Coast Fog Signals, Edinburgh, 1881.
Stewart-Eve, A. and Creasey, C.H. The Life and Work of John 7jmdall, Macmillan, London, 1945.
Stone, John Harris. England’s Riviera, c.191 O.
Strutt, Robert]. The Life of John William Strutt, 3rd Baran Rayleigh, O.M., FR.S., (revised edition, 1968), 1924.
Susmuş, Cenk İsmail Murat, Türkiye’de Fener Hizmetlerinin Geçmişi ve Geleceği, Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Üniversitesi, Deniz Bilimleri ve İşletmeciliği Enstitüsü, İstanbul, 2004
Sutton-Jones, K. Pharos – The Lighthouse Yesterday, ‘Taday and ‘Tamorrow, Michael Russell, 1985.
Talbot, FA. Lightships and Lighthouses, Heinemann, London, 19 13. Tyndall,John. Sound, 1867.
Tankuter, Aykut – Ermin, Emre: Yalnızlığın Işıkları Deniz Fenerleri, Novartis Yayınları, İstanbul 2003
Toroslu, M.Vefa, “Denizciye Göz Kırpan Sevdalar:Deniz Fenerleri, IMEAK Yayınları, İzmir 2008.
Tyndall,John. Recent Experiments in Fog Signals, Proc. of Royal Society. 1878.
Williams, Thomas. The Life Of Sir James Nicholas Douglass, Longmans, 1900.
Woodman, Richard. Keepers Of the Sea, Terence Dalton, 1983.
Woodman, Richard. View From the Sea, Century, London, 1985.

Avatar
Yazar

Sanat Tarihçi

Yorum Yazın