“Bizans Sanatı” hocamla soğuk bir Kasım sabahında tanışmıştım.. Ders başlamadan önce Hocayla ilgili “öğrenci efsaneleri” amfinin taş duvarlarında sessizce yankılanıyordu: Hoca disiplini severmiş, sorulardan hoşlanmazmış, bölüm başkanı amfiye girince ayağa kalkmak gerekirmiş, şöyle yaparmış, şunu dersten atarmış felan..Böyle bir haleti-ruhiye ile amfide Hocanın gelmesini beklerken hocamız tüm heybetiyle amfiye girdi. Tüm sınıf ayağa kalktık.. Girmesi bir Yeşilçam sahnesi gibiydi.. hocamız kapıdan ağır ağır girdi; gözüyle önce sol tarafa şöyle bir baktı, sonra içeriye girmeden yarım adım durakladı ve en önde oturan iki arkadaşımıza hitaben “ayağa kalkın !!” diye buyurdu. Arkadaşlarımız “kalkmıyoruz” diye  yanıtladı.. Bu beklenmedik yanıtı alan hocamız kürsüye doğru yürüdü, “Türk geleneklerinde ayağa kalkmanız gerekir”diyerek kürsüdeki kağıtlarını toparlayarak amfide bir hışımla dışarı çıktı..  “Bizans Sanatı” dersimiz başlamadan bitmişti.. Bu olaydan sonraki dersler ve sonraki yıllardaki dersler hep bu olayın gölgesinde geçmişti.. Böylesine absürd bir olayın yeni göç ettiğim ve anlamaya çalıştığım “Türkiye”nin sadece minnacık bir penceresi olduğunu da  bu  vesilesiyle öğrenmiş oldum..

Prof.Dr. Semavi Eyice ile ilk yüz yüze karşılaşmamız  bir başka vesile ile oldu..(zira öğrenciyle arasında devasa bir duvar vardı) İstanbul Üniversitesi’nde kariyer yapmanın yollarını arıyordum. Günlerden bir gün danışman hocam Prof.Dr.Tanju Cantay,  okumam için John Carswell’in Bursa Yeni Kaplıca ile ilgili bir makalesini vermişti. Makale Bursa’da bulunan ve geçmişi Bizans dönemine kadar uzanan 16. yüzyılda inşa edilmiş bir Osmanlı hamamı olan Yeni Kaplıca ile ilgiliydi. Kaplıcayı Rüstem Paşa inşa ettirmiş; Mimar Sinan’ın izleri söz konusu ve olağanüstü güzellikte İznik çinileri bulunuyordu. Yeni Kaplıca ile daha derinlemesine ilgilenmeye başladım ve monografik bir çalışma ortaya çıktı. Bu çalışmayı bir kitap haline getirmeye karar verdim.  Uzun ve zorlu uğraşlardan sonra parayı da denkleştirerek kitabı bastırdım. 21 yaşındaydım ve ilk kitabımı çıkartmanın mutluluğu içinde hocam Semavi Eyice’nin kapısını çaldım. Kitabı büyük bir sevinçle hocama takdim ederken kitabın ön sözünde ona teşekkürlerimi gösteriyordum ki donuk bir ifadeyle ve yüzüme dahi bakmayarak “çıkabilirsiniz” diyerek kapıyı gösterdi ! Tebrik değil ancak en azından ufak bir tebessümle karşılanmak gibi bir beklentim vardı.. o da olmamıştı. Hocanın kapısından dışarı çıkarken Akademik kariyer hayatımı da başlamadan sonlandırmaya karar vermiştim !

Bizans Sanat dünyasının renkli koridorlarından hep heyecan duymuşumdur..ancak asıl çarpıcı hikayeler Bizans’ın tarih dolu sayfalarında yer alıyor. Aşk, entrika, cinayet, saray darbeleri, orjiler, alemler, dinin siyasete alet edilmesi, siyasi gruplar arasındaki ölümüne devam eden çekişmeler, at yarışları,kumar, savaşlar bin yıllık bir tarihin ana çizgilerini oluşturuyor.

Sergimizin teması olan Bizanslı Kadınlar konusu ise oldukça çarpıcı ayrıntılar içeriyor. Bizans döneminde yaşayan bir kadın hayatının büyük bölümünü evinde geçirirdi. 11. Yüzyılda yaşamış Bizans’lı yazar Kekavmenos’un “Strategikon” adlı kitabında kadınlar hakkında şunlar yazılı: “Kızlarınızı bir mahkum gibi kapalı ve gözlerden uzak bir yerde tutun”. Kadınların toplum içine karışmak istediklerinde örneğin kiliseye, şenliklere, hamama veya dost görüşmelerine gitmek istediklerinde mutlaka bir erkek eşlik ederdi. 

Bir kadın; babası, kocası ya da erkek kardeşi gibi yakın akrabalarından başka bir erkekle aynı masada oturamazdı. Günün çoğunluğunu erkeklerden ayrı olarak geçirdiği ayrı bir odada yemeğini yerdi. Çok küçük yaşta evin tüm işlerini yapmayı öğrenirdi. Kadınların eğitimi okuma ve yazmayla sınırlıydı ve çok az sayıda kadın mesleki eğitim alırdı.

Bir kız 12 veya 13 yaşında evlendirilebilinirdi. Kızın hayırlı bir kısmet bulmak velilerin işiydi, ancak profesyonel çöpçatanlar işin ucunda kazanç olacağı için kızın iyi bir eş bulması için gayret gösterirlerdi-zira maddi değeri hiç de azımsanmayacak çeyizin bir bölümü çöpçatanların hakkı olarak görülürdü. Bizans’ın toplumsal kurallarının Hıristiyan ilkeleri üzerine kurulmasını amaçlayan Kilise kadınlar üzerinde belirleyici bir etkiye sahipti. Sosyal statüsüne bakılmaksızın kadın evin hakimiydi ve çocuk sahibi olmak ona ek bir saygınlık kazandırırdı. 

Kadınlar çok nadir olarak iş ve meslek sahibiydi. Toplumun daha yoksul kesiminde kadınlar tarlada veya ailesinin atölyesinde çalışırlardı. Hekim olmayı başarmış az sayıdaki eğitimli kadın ise kadın hastalara bakarlardı. Gece kulüplerinde veya şaraphanelerde çalışıp fuhuş yapan kadınlara “Koines” adı verilirdi.  Bu kadınların en meşhuru ise İmparator Jüstinyen’in ilk görüşte aşık olduğu Theodora’dır. Babası bir ayı oynatıcısı olan Theodora daha sonra Jüstinyen’le evlenmiş ve  Bizans Devleti’nin tarihteki en ünlü İmparatoriçesi olmuştur.

Galerimizin Mayıs ayı sergisini iki genç sanatçıya ayırdık: Ayça Ceylan ve  Ahmet Rüstem. “Gynaeceum – Kadınlar Mahfili” adıyla sergiye eser verecek olan Ahmet Rüstem’in eserlerine baktıkça Bizans toplumsal yaşantısından izleri hissettim. Bu resimlerden güzel bir tat aldım ve bu haz beni üniversite yıllarıma götürdü. Sergide imgeleri ile bizi karşılayacak olan Bizanslı kadınlara selam olsun..

Avatar
Yazar

Sanat Tarihçi

Yorum Yazın