Gerek kahvehanelerde gerekse de meyhanelerde sohbet koyulaşıp da konu İstanbul’a gelince çok sevilen bir şehir efsanesi dile getirilir: İstanbul’u bir uçtan bir uca yeraltından dolaşmak.

Gizemler, bilinmeyenler, büyüler konusunun üstadı Giovanni Scognamillo, “İstanbul Gizemleri” adlı yapıtında 80 yıl önce yazılan “İstanbul’un Yedi Harikası” adında bir kitapta, Yerebatan Sarayı’nın gizli bir girişinden başlayan tünelin kuzeydoğu yönünde ilerleyerek Marmara’nın altına girdiği ve Üsküdar’dan güneydoğu istikametine bir açı yaparak düz bir hat halinde Kınalıada’ya ulaştığından bahseder. Bunun doğru olup olmadığını bilemiyorum. Hatta bu yazılanlar bana James Bond filmlerinden biri olan “From Russia With Love” filmindeki bir sahneyi de hatırlattı. Bu filmde de Yerebatan Sarnıcı’ndan giriliyor başka bir yerden de çıkılıyordu.

Roma, Kudüs, Londra, Kahire, Paris, Pekin, Berlin veya Atina gibi evrensel kültüre mal olmuş tüm “Dünya Metropollerinin” ortak bir özelliği vardır.   Bu metropolleri dünyadaki diğer şehirlerden farklı kılan ve “sıra dışı” yapan, yaşanmışlık ve tarihlerinin yoğunluğudur. Roma’da erken dönemlerde Hıristiyanların gizlice yaşadıkları katakomblarda dolaşırken; Paris’te yer altı tünellerinde yürürken veya Kudüs’te Kutsal Mezar Kilisesi’nin karanlık ama bir o kadar gizemli dehlizlerinde İsa’yı hissederek adım atarken aklım hep İstanbul’un bu en sevilen şehir efsanesine gider.

Metro kazılarının nasıl zor bir iş olduğunu düşünürsek, İstanbul’un yer altında, geçmiş 7 bin yılda bahsedildiği kadar uzun bir yer altı tüneli kazılmış mıdır? İnanmak zor ama mümkün. Şöyle ki: Efes şehrinde gezdiğiniz zaman, şehrin Liman Caddesi, Küretler Caddesi ve Mermerli Cadde’nin uzunluğu yaklaşık binbeşyüz metredir -yani bir buçuk kilometre. Efes’teki bu caddelerin altında  bir yer altı atık su tüneli ve buna bağlanan çok sayıda tünel olduğunu düşünecek olursak İstanbul’da da buna benzer tünellerin varlığını yadsıyamayız. İstanbul’da iki bin yıldan bu yana su yolları yapılmaktadır. Hem Roma, hem Bizans, hem de Osmanlı döneminde yer altı suyolları yapılıyordu. 113-124 yılları arasında İmparator Hadiranus şehrimizin içinde en eski su yollarını inşa etmiştir. İlk yer altı su yollarının inşaatından tam 1896 yıl geçmiş. Binlerce yıl birbirinden farklı su yolları, bağlantı tünelleri, koridorlar, gizli geçitler, dehlizler inşa edildi. Peki yer altındaki bu tarihi yollar ne oldu? Örneğin bugünkü Bayezid Meydanı’nın yerinde bulunan Theodosius Forumu’nda Istranca Dereleri’nden İstanbul’a su getiren su yolunun son noktası bulunuyordu; bu noktada dev bir yeraltı su deposu olan Nymphaion bulunuyordu. Wolfgang Müller-Wiener’in “İstanbul’un Tarihsel Topografyası” adlı çalışmasında İstanbul’da tespit edilebilen 117 yer altı su sarnıcı olduğundan bahseder. Bunların bazılarına bugün girilebiliyor; ancak birçoğunun yeri dahi unutuldu veya üzerlerine başka binalar inşa edildi.

Atina’da, Roma’da, Paris’te bugün turistlere yer altı turları düzenleniyor. Londra şehri Roma döneminde inşa edilen yer altı tünelleri ile övünüyor ve insanlar o tünellerde rahatça dolaşabiliyorlar.

Şehrimizde de böyle güzellikleri dünya aleme göstermek varken, niçin bu güzelliklere sahip çıkamıyoruz-o da ayrı bir yazı konusu olacak.

Bugün İstanbul’un yer altındaki zengin arkeoloji pastasının ancak çok küçük bir bölümünü görebiliyoruz, gösterebiliyoruz. Bastığımız, yürüdüğümüz caddelerin, sokakların, parkların altında sesini duyuramayan, ancak geçmişte bu şehrin insanlarına hayat vermiş o kadar çok yaşanmışlık var ki…

Yer üstündeki tarihi zenginliklerimize sahip çıkmayan ve ilgisiz bir milletin ferdi olarak bu durumdan büyük ızdırap çekmekteyim. Ecdadının yer üstündeki camilerine, hamamlarına, kiliselerine, ahşap konaklarına sahip çıkmayanlar – üstelik bu tarihin üzerine beton binalar dikenler – şehrin yer altına nasıl sahip çıkacaklar dersiniz?

Her şeye rağmen ümidimizi yitirmemeliyiz. Şehri sevmenin ve sevip de sahip çıkmanın en önemli yolu onu tanımaktan geçer. Caddelerde yürüyün; sokaklara fotoğraf makinenizle dalın; gözleyin; bu şehirde olmanın ayrıcalığını duyumsayın; İstanbul’un kokusunu hücrelerinizde hissedin; Sizi şehrimizi gezmeye ve tanımaya davet ediyorum…

KUTU:

İSTANBUL’DA YERALTINDA GEZEBİLECEĞİNİZ BAZI YERLER

Sultan Sarnıcı (Fatih/Çarşamba), Anemas Zindanları (Ayvansaray), Theodosios Sarnıcı, Şerefiye Sarnıcı (Çemberlitaş), Sultanahmet (Philoxenus) Sarayı kalıntıları, Sirkeci Kilisesi – Karpospapilas (Aziz Menas Kilisesi altı), Aydınsaray Roma dönemi hamam kalıntıları  (Beyazıt), Kadir Has Üniversitesi Sarnıcı (Küçük Mustafa Paşa), Zeyrek Sarnıcı, Antik Oteli (Beyazıt), Magnaura Sarayı’nın altındaki sarnıçlar (Sultanahmet), Nakkaş Sarnıcı (Sultanahmet), Yüceller İş Merkezi, Kafar Han (Beyazıt), Sultanahmet Ticaret Lisesi, Zeyrek Sarnıcı, Savur Otel (Şehzadebaşı), Mozaik Otel (Şehzadebaşı), Yerebatan Sarnıcı, Binbirdirek Sarnıcı, Ayakapı Şapeli, Nakilbent Sarnıcı (Beyazıt).

Avatar
Yazar

Sanat Tarihçi

Yorum Yazın