Kızıl bir kayanın sessizlik içinde konuşabileceğini, onu ziyarete gelenlerin yüreklerine dokunabileceğini Avustralya’nın tam ortasında bulunan bir çölde öğrendim. Sabahın ilk ışıklarıyla siyah bir karaltıdan kahverengiye, sonra kızıla bürünen bu kaya kütlesi, sadece güzelliğiyle değil, etrafında oluşturduğu yaşam alanları, binlerce yıldır barındırdığı efsaneleri ve taşıdığı gizemiyle herkesi büyülüyor. Hikayeleri, törenleri, kutsallığı, bilinmezleri olan bir yerdeyim. Burası Uluru..

Uluru’yu görmeyen Avustralya’yı gezmiş sayılmaz!

Avustralya sadece bir ülke değil, bir kıta aynı zamanda. Binlerce kilometrelik kıyısı, mercan kayalıkları, uçsuz bucaksız çölleri, görkemli dağları, tropikal ormanları olan dev bir memleket. Türkiye’den Avustralya’yı ziyaret planları yapanlar genellikle Sydney, Melbourne, Blue Mountain ve Büyük Resif Kayalıkları’nı ajandalarına alırlar. Bu ülkenin tam ortasında yer alan ve birçok haritada Ayers Rock olan Uluru’yu görmeden Avustralya’dan gitmiş olanlar için ise üzücü bir şey söylemeliyim: Uluru’yu görmeyen Avustralya’yı gezmiş sayılmaz! Bu ziyaret yeri bir kaya parçasından çok daha fazlasını vaat ettiğinden Uluru’ya bir seyahat yapmaya karar verdim. 

Sydney’den dört saatlik bir uçuşun ardından henüz Ayers Rock semalarındayken pencereden yer şekillerin çarpıcı değişikliğine tanık oldum.  Her yer adeta kızıla bürünmüş gibiydi. Hava kuru ama sıcaktı. Bu çok da sürpriz bir durum değildi-zira burası çöldü. Bölgeye varıldığında duyulan ilk his büyük bir ıssızlık. İngilizce “Uluru-Kata Tjuta Ulusal Parkı’na Hoş Geldiniz” tabelası havaalanında ziyaretçileri karşılıyor. Havaalanından otellerin bulunduğu bölge olan Yulara’ya doğru giderken yolda arada sırada  hareket eden turist otobüsleri ve cipler var. Avustralya’nın sembollerinden bir yerin daha çok turist çekeceğini hayal etmiştim, ancak burada kaldığım süre içerisinde yanıldığımı öğrendim. 

Kızıl bir kayadan çok daha fazlası

Ulusal Park Avustralya hükümeti ve yerel Anangu ile Piranpa halkları temsilcilerinden oluşan karma bir heyet tarafından yönetiliyor. Mülkiyeti Anangu halkına ait olan Uluru, aynı zamanda tüm Avustralya Aborijinlerin 60 bin yıldan bu yana en kutsal yerleridir. Avustralya’nın her yerinden binlerce yerli Aborijin her yıl kumtaşından müteşekkil bu kayaya hac ziyaretinde bulunurlar. 348 metre yüksekliği ve yaklaşık 10 km  çepeçevre uzunluğuyla kızıl renkteki bu kayanın dikkat çeken fiziki boyutları var. Yüzde elli feldspat, diğer yarısı da kuarz ve kaya fragmanlarından oluşan bir yapısı var. Kayanın yüzlerce kilometre çevresinde sadece çöl bulunmasına rağmen bu kaya etrafında bir yaşam alanı oluşmuş. Bunun en önemli nedeni yağan yağmur sularının kayanın üzerinden süzülerek kaya dibinde doğal su kuyularını oluşturmasıdır. Süzülen sudan meydana gelmiş küçük doğal göletler çok sayıda canlı için paha biçilmez bir yaşam alanı oluşturmuş. Çöl böğürtleni dahi hayat bulan bitkilerdendir. “Ayakkabıcı kurbağası”, “kakadu”, “goanna kertenkelesi”, “çöl tavşanı”, “çöl köstebeği”,  “piton yılanı” gibi 21 farklı hayvan türü kaya çevresinde yaşıyor.

Yulara

Ulusal park idaresi bu bölgede turizmi canlandırmak amacıyla Yulara (Ayers Rock) adında  turistik bir yerleşim kurmuş. Yulara’da pansiyondan, beş yıldızlı seçeneğe kadar her bütçeye uygun konaklama tesisi var. Ulaşım’dan rehberlik hizmetine, restoran hizmetinden rehberlik hizmetine kadar bölgede her şey idarenin kontrolünde. Gündüz belirli saat aralıklarında Aborijin dansları ücretsiz olarak izlenebilir; akşam ise Yulara’nın amfitiyatrosunda veya çölde müzik eşliğinde etkinliklere katılmak mümkün. Eğer denk gelirse ulusal bazı orkestraların konserlerini izleyebilirsiniz.

Uluru’da gündoğumu

Dünya’daki en etkileyici gündoğumu neresidir diye sorarsanız ilk vereceğim yanıt “kesinlikle Uluru” olacaktır. Bu nedenle Uluru’ya gelip de gündoğumunu yaşamayan geziyi eksik tamamlamıştır. Öncelikle belirlenen seyir teraslarından birine yerleşmeniz gerekir; sonrası ise fotoğraf makinenizin ayaklarını sabitleyip bu güzelliği yaşamaya ve “dünyanın en güzel manzaralarından birini” çekmeye hazır olun. Mümkünse kalabalıktan uzaklaşın zira güneşin doğması ile birlikte çevredeki insan kalabalığı ve sesleri bir süre sonra rahatsız edici boyuta ulaşabiliyor. Güzel bir köşede sessizliğin sesini ve renklerin ışıkla dansını Uluru’da yaşamak bu seyahatin en özel anısı olacağına hiş kuşkunuz olmasın. Güneşin ilk ışınlaryla beraber ışık önce sessizce kayanın içine giriyor; yavaş yavaş parlayan ve dörtte biri kuarz olan bu dev kütle bir süre sonra kırmızı, sonra kızıl, daha çok kızıl, sonra daha daha çok kızıla bürünüyor. Işığın sağladığı bu dehşetli değişim karşısında büyülenmemek elde değil!

Gündoğumu sonrası Uluru’yu daha yakından görüp tanımak için Uluru – Kata Tjuta Kültür Merkezi’ne gittim. Kültür Merkezi Aborijin kültürü izlerini taşıyan bir özelliği var ve yerel malzeme ile ahşaptan yapılmış. 1995 yılında açılan bu merkezde yerel kültürü tanımak için hazırlanan video gösterim odaları, el sanatları sergi salonu, el sanatlarını satın alabileceğiniz mağaza, restoran gibi birimleri mevcut.

Uluru’yu hissederek gezin

Uluru’yu tam anlamıyla hissetmek, efsanelerini solumak, bu eşsiz kayaya dokunmak ancak yürüyüş yapmanız halinde gerçeğe dönüşür. Bu nedenle bugün yapılacak gezi için çok rahat ayakkabı almanızı öneririm. Uluru’yu birkaç farklı güzergahta gezmek mümkün. Park idaresi bu gezileri parkurun özelliğine göre “Liru Yürüyüşü”, “Mala Yürüyüşü”, “Temel Yürüyüş”,  “Kuniya Yürüyüşü” ve “Lungkata Yürüyüşü” olmak üzere toplamda beş ayrı güzergah öneriyor. Uluru’nun çepeçevre uzunluğu yaklaşık 10 kilometre olduğunu dikkate alarak bunlardan hangisinin yapılacağını önceden planlamak gerekiyor, zira  tüm yürüyüşleri sindire sindire yapmak, görmek, algılamak tam gününüzü alabilir. Eğer fiziki kondisyonunuz ve zamanınız müsaitse çepeçevre yürüyüş yapabilirsiniz. Bir geceliğine gelmiş veya daha rahat bir yürüyüş yapmak isterseniz o takdirde şu güzergahla Uluru’yu yapmanızı öneririm:

  • Mutitjulu su kuyusu: (Kuniya yürüyüşünün sonunda bulunyor) Yürüyüşünüz için başlangıç yeri olarak seçeceğiniz bu yerde binlerce yıl öncesine ait kaya kabartmaları olan petroglifleri ve en önemli su kaynaklarından birini görebilirsiniz
  • Pulari (Lungkata yürüyüşü)
  • Mala Puta ve Kantju (Mala yürüyüşü)
  • Warayuki ile Tjukatjapi (Temel yürüyüş)

Tjukatjapi’yi gördükten sonra yürüyüşünü tamamlayabilirsiniz. Bu yürüyüşleri yaparken yanınızda bol su bulundurmanız gerekiyor.

Özür taşları

Uluru’ya tırmanış mümkün ancak yerel Anangu’lar kayayı kutsal kabul ettikleri için ziyaretçilerden kayaya tırmanmamalarını rica ediyorlar. Bir diğer önemli konu da bu kaya ve çevresinde bulunan her şey – canlı veya cansız fark etmiyor – kutsal kabul edilir. Bu nedenle buradan bir taş dahi alsanız Anangular için uğursuzluk ve hakaret anlamına geliyor. Kültür merkezinde bir ara “Özür taşları köşesi” vardı. Bazı ziyaretçiler yapılan bu uyarılara dikkat etmeden uğur getirdiğine inandıkları için  Uluru’dan taş aşırırlarmış! Evlerine bu taşlarla dönenlerin yaşamlarında bir süre sonra bazı aksilikler olmaya başlayınca, bu taşları bir özür yazısıyla Uluru’ya kargoyla göndermeye başlamışlar. Bu köşeyi son gittiğimde göremedim, ancak siz gittiğinizde bu köşeyi mutlaka sorun-belki yeniden sergilemişlerdir! Bir de pek tabii ki bu taşlardan veya başka bir hatıra nesne (canlı veya cansız) almayın; “sorumlu turizm” anlayışına sahip çıkın.

Uluru’nun kutsallığı

Anangu’lar şöyle der: “Bilgi kişinin özel bir mülkü değil, geleceğin sahipleri genç nesillere aktarılması gereken bir kaderdir”.  Bu sözler doğayla iç içe yaşayan bu kadim halkın yaşayış biçimidir. Bu bilgi nesiller boyunca büyükten küçüğe, babadan oğula, anneden kıza geçmiş ve günümüze kadar gelmiştir. Anangularda mülkiyet kavramı yoktur. Doğa ile uyum içinde yaşayan bir halktır. Her nesnenin ve her canlının bir ruhu bir enerjisi vardır. Atalardan gelen bu bilgi kutsal sayılır. Bu bilgi sayesindendir ki Anangular av hakkında, aile hakkında katı kurallarla yaşarlar. Anangular Uluru’nun Tjukurpa’da yani yaradılışta şekillendiğine inanırlar. Başlangıçta güneş, ay ve yıldızlar ortaya çıktılar ve dünyaya ışık ve ısı getirdiler.  Ananguların kahraman ataları topraktan çıktılar ve bu çıkanların bazıları insan, bazıları da hayvan olarak yaşamaya başladı. Tüm yaratılanlar Avustralya kıtasını dolaşarak dağlar, nehirler ve su kaynakları yarattılar. Anangular insan veya hayvan olan bu atalarının Uluru ve Kata Tjuta’ya gelip burada bir süre kaldıkları, sonra başka yer şekillerini yaratmak için ayrıldıkları, sonra yeniden buraya döndüklerine inanırlar. Bu nedenle Uluru’da tüm bu yaşanmışlıkların ruhu sinmiştir. Bunun için Uluru kutsaldır.

Kata Tjuta

Uluru ne kadar kutsalsa onun komşusu olan Kata Tjuta da yerel halka o kadar kutsaldır. Bu nedenle bu ulusal park bu iki kaya kütlesinin ismiyle anılır. Yerel Pitjantjatjara dilinde Kata Tjuta “çok sayıda kafa” demek. Bunun nedenini oraya gittiğinde daha iyi anlaşılır. Bu kaya kütlesi irili ufaklı 36 farklı parçadan oluşur. Bazalt, granit ve kumtaşından oluşan bu kütleleri de ziyaret ajandanıza mutlaka almanız gerekir, çünkü burası tıpkı Uluru gibi Ananguların birçok efsanesi ile bağlantılandırılmıştır. İnanışa göre Wananbi adındaki “Yılan Kral” Kata Tjuta’nın tepesinde yaşamaktadır ve ancak kuru iklimde aşağıya iner.

KUTU:

Düşlemek: Aborijinlerin Temel İnancı

Avustralyalı Aborijinlerin temel inancı “Düşlemek” olarak tercüme edilebilecek  bir kavram etrafında şekillenmiştir. Terimin düş kurmak veya uyumakla bir bağlantısı olmamakla beraber, evrenin yaratılışı ve denge ile uyumun ilişkisini açıklar.  Bu nedenle düşlemek davranış kurallarını, yaşam tarzını ve sosyal kanunları belirlenmesi olarak anlaşılmalıdır. Düşlemek toprağın, kutsal yerlerin ve insanlar arasındaki ilişkiyi de düzenler. Belli bir düzene veya tarihsel sürece dayanmamakla birlikte değişik zamanlarda ortaya çıkmış kuralları bir bütün olarak harmanlayan ve yazılı olmayan yaşam biçimidir. Aborijin inancında her canlının başlangıçta bir görevi vardı. Örneğin yılan kıvrımlarıyla nehirleri yaratmıştır. Bazı kadınlar dağları, bazı erkekler de gölleri yaratmıştır. Bu dağlar, nehirler ve su kaynakları bu atalarla özdeşleştiğinden kutsal mekanlar ortaya çıkmıştır. Bu kutsal mekanlar da hem atalara saygı hem de enerjinin devamı nedeniyle korunmalıdır.

Avatar
Yazar

Sanat Tarihçi

Yorum Yazın