Keşfetmek bazen büyük bir komutan, bazen ise tutkuların esiri olmaktır.

Bilinmezin peşinde gitmenin, gezeceğiniz yerin içlerine adım adım bir kaşif edasıyla dalmanın hazların en büyüklerinden olduğunu ancak seyahati tutkuyla yaşayanlar anlayabilir..

İki yıl önce gerçekleştirdiğim Pakistan yolculuğuna bu hislerle başlamıştım.

Pakistan’ı Türkiye’de birkaç özelliğiyle tanırız: Benazir Butto, İndüs Nehri, Hindistan’la giriştiği nükleer silahlanma yarışı, son dönemlerde yaşanan siyasi karışıklıklar bunlardan bazılarıdır. Son yirmi yıldır ülke içinde hakim olan siyasi istikrarsızlık, Afganistan hududunda ordunun Taliban’la çalışması,  Butto’nun bir suikaste uğraması gibi olumsuzluklar dünya siyasi gündeminden düşmüyor. Pakistan çok kolay satan bir destinasyon değil zira batısında Afganistan ve İran gibi komşuları var; doğusunda ise 60 yıldır Keşmir sorunuyla yaşayan bir ülke. Bu ülkeyi görmemek için medyaya bakıp birçok neden üretebilirsiniz. Gerçek bir gezginseniz tek yapmanız gereken gazete manşetlerine aldırmadan yüreğinizin sesini dinleyerek yola çıkmanız. Pakistan’ın bir gezgine sunacağı o kadar çok güzellik var ki! Kuzeyinde Himalaya ile Karakoram Dağları ve bu dağların arasından geçen Karakoram Yolu’nda seyretmek, Karaçi’nin egzotik sokaklarında dolaşmak, Belucistan’ın başkenti Ketta çarşılarında kumaş ellemek, efsanelerle dolu İndüs Nehri ve vadisini keşfetmek, İslamabad’daki Vedat Dalokay Camii mimarisini hayranlıkla seyretmek, Lahor’daki Babür dönemi bahçelerinde kaybolmak, Keşmir yününden şallar veya hırkalar almak ve daha nice güzelliklerle gizli bir ülke Pakistan.. Bu yazıyı da bu güzellikleri paylaşmak için kaleme aldım – zira bu ülkeyi görmeye karar  verdiğinizde dünyanın en gizli hazinelerinden birine tanık olacaksınız. Bu yüzden hiç zaman kaybetmeyin – hazineyi ilk keşfeden siz olun!

Karaçi’nin renkli çamaşırhaneleri

Karaçi yıllar öncesini, yıllar sonrasıyla birleştirmiş takvim kavramını yitirmiş bir şehridir. Pakistan’ın en büyük kenti, ülkenin ticaret ve endüstri merkezidir. Şehrin bir yanında modern çağın gökdelenleri yükselirken, diğer yanında 19. yüzyıl Viktoryen Gotik tarzı yapıları ile İslami yapıları yan yana görebilirsiniz.  Altı şeritli geniş bulvarlarına bağlanan  daracık tozlu sokaklarından içlere doğru dalarak  hoş sürprizlerle karşılaşırsınız. Pakistan devletinin temellerini atan Büyük Lider Muhammed Ali Jinnah’ın mozolesi olan Quaid-e-Azam Mozolesi’ni ziyaretle şehri gezmeye başlayabilirsiniz. Mozole beyaz mermer yapımı olup, Çin yapımı devasa bir avizeye sahip etkileyici kubbesiyle dikkat çeker. Ülkenin tarih öncesinden günümüze uzanan engin geçmişini öğrenmek için mutlaka Ulusal Müze’yi gezin. İndüs Uygarlığı’nın insanlık tarihindeki önemini bu müzedeki eserlerden daha iyi anlayabilirsiniz. Sadece Budist Gandara sanatının en seçkin örneklerini görmek için bile bu müzeye gitmeniz yeter!  Görülmesi gereken bir diğer yapı dünyanın en büyük kubbelerinden birine sahip, mermerden  yapılmış Masjid-i Toba Camii’dir. Caminin akustiği o kadar iyidir ki, bir ucunda konuşan birisini camiinin diğer ucundan başkaları duyulabilir. 5000 kişi kapasiteli camii dünyanın en büyük camileri arasında yer alır. Kaçırılmaması gereken bir başka yer de “Açıkhava çamaşırhaneleri”  olan Dhobi Ghat. Kurumak üzere bırakılmış mis gibi deterjan  kokan binlerce çamaşırın arasında dolaşmak, yüz yıl öncesinin bu renkli görüntülerini dünyada çok az yerde bulursunuz. Buraya zaman ayırın ve zaman içinde kaybolun! Alışveriş için Zamibunissa Caddesi, Abdullah Harun Caddesi, Zeinab Pazarı ve Bori Pazarı’na gitmeniz gerekir. Karaçi’nin Arap Denizi kıyısındaki Cliffton Sahili’ne uzanıp konuksever Pakistanlılarla sohbet edebilirsiniz.

Thatta ve Şah Cihan Camii

Karaçi’ye bir saat uzaklıkta bulunan ve UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi’nde yer alan Tarihi Makli Mezarlığı kaçırılmaması gereken mimari güzelliklerdendir. Dünyanın en büyük nekropollerinden birisi olan bu bölgede, 8 kilometrelik bir alana yayılmış birçok mezar, kümbet ve türbe bulunmaktadır. 125 bin kişinin buraya defnedildiği tahmin edilmektedir. Makli’ye yakın mesafede Thatta şehri bulunuyor.  Antik Pattala şehrinin kalıntıları üzerinde yükselen Thatta’nın Büyük İskender’in ordularını dinlendirmek üzere konakladığı yer olduğu düşünülüyor. Delhi’ye karşı ayaklanan Aşağı Sind bölgesindeki Müslümanlar için çok önemli bir şehir olan günümüzdeki Thatta şehrinin tarihi 600 yıl öncesine kadar gider. Bir dönem Portekizlilerin saldırısına uğrayan şehir, daha sonra Babür İmparatorluğu’nun hâkimiyeti altında kalmıştır ve bu dönemden günümüze önemli eserler gelmiştir. Bu eserlerden en önemlisi Şah Cihan Camii’dir. Kubbeleri, yapımında kullanılan kırmızı tuğlaları, mavi renkteki sır süslemeleri ve akustiği, döneminden kalan önemli bir hatıradır. Bu hatıra, Şah Cihan’ın babasına ayaklandığı sırada kentten aldığı destekten ötürü Thatta halkına teşekkür nişanesi olarak inşa edilmiştir.   

İndüs Vadisi’nin hoşgörülü şeyhleri

Kuzeye doğru ilerlerken İndüs Vadisi boyunca birçok şehirle karşılaşırsınız. Haydarabad bunlardan biridir. Bu şehir 17. ve 18. yüzyıllarda Sind’e hâkim olmuş olan Hirabad’daki Talpur Kralları’nın mezarlarını ziyaret edilebilir.  Bu bölgenin yıldızı ise Bhit Shah’dır. Pakistan’ın en sevilen şeyhlerinden biri olan şair ve müzisyen Abdul Latif Bhattai’nin şahane bir sanat eseri olan türbesi mutlaka ziyaret edilmelidir.

İndus Otoyolu’nda güzel manzaralar eşliğinde 2,5 saatlik bir yolculuktan sonra İndus Nehri ve Mançer Gölü’nün arasında yer alan Sehvan sehrinde geliyoruz. Lal Şahbaz Kalender’in türbesini ziyaret ediyoruz. Bölgede Hindular ile Müslümanlar arasında dini hoşgörünün mimarı olan bu şeyhin  14. yüzyılda inşa edilmiş olan türbesine İran Şahı Rıza Pehlevi altın kaplama bir kapı hediye etmiştir. Türbe her daim kalabalık ve renkli sahnelere tanık olursunuz. Kendinden geçen ve kendini yerden yere vuran kadınlar,   şeyhin kafesle kaplı türbesine dokunmaya çalışan müritler, ağlayan sakallı adamlar, kapının önünde bekleyen dilenciler. Manzara sürealist bir tablo gibi adeta.

Mohenjadaro – İndüs Uygarlığı’nın en büyük yerleşimi

Uygrlık tarihinin üç önemli tarihi havzası vardır: Eski Mısır uygarlığının yeşerdiği Nil Nehri, Sümer ve Babil uygarlıklarının yer aldığı Fırat / Dicle havzası ve Harappa Uygarlığı’nın bulunduğu İndüs Nehri havzası. Harappa Uygarlığı olarak da bilinen İndüs Uygarlığı’nın  en önemli buluntuları Mohenjadaro’da görülebilir.  1922’de başlayan arkeolojik kazılardan ortaya çıkan buluntulara göre şehirde üst düzey bir tarım sistemi vardı, Mısır ve Mezopotamya’daki şehirlerle ticaret ilişkilerinde bulunmuşlardı. Pişmiş tuğladan yapmış oldukları binaları, su kanallar ve su kuyuları ise Mohenjadaro’nun mühendislik alanında da ne kadar ileri gittiğini gösteriyor. Sadece bu ören yeri için bile Pakistan’a gelmek gerekir zira tanık olacağınız yer büyülü ve etkileyicidir. Gerek müze görevlileri gerekse de Pakistanlı ziyaretçiler bölgede neredeyse hiç turist görmediklerinden gördükleri yabancılara büyük ilgi ve konukseverlik gösteriyorlar.

Ağa Han Ödüllü Bhong Camii ve Uç Şehri

Bhong şehrinde yapımı 50 yıl sürmüş olan çağdaş bir mimari harika Bhong Camii mutlaka ziyaret edilmeli. Bu camii, 1982 yılında tamamlandıktan 4 yıl sonra, Şiiliğin İsmaili Tarikatı’nın halen imamlık görevini yürütmekte olan Ağa Han’ın, İslam dünyasının hem ihtiyaçlarını en iyi şekilde karşılayan hem de özelliklerini en iyi yansıtan yapıları işaret etmek amacıyla verdiği ödül olan Ağa Han Mimari Ödülü’nü kazanmıştır.

Buraya yakın olan ve Büyük İskender’in kurmuş olduğu Uç Şerif 13. ve 14. yüzyıllar arası zengin bir devlet olan Delhi Sultanlığı’nın önemli bir şehriydi. Kardeş şehri Multan ile birlikte sultanlığın politika ve kültür merkeziydi. Müslüman hâkimiyetinde girdiği dönemlerden günümüze önemli eserler gelmiştir. Bunlardan en önemlileri, etkileyici dış görünüşleriyle, değişik süsleme unsurlarıyla emsallerine benzemeyen anıtmezarlardır. Bibi Jawindi, Şeyh Seyfeddin Gazroni ve Celaleddin Buhari gibi ünlü tasavvufların türbeleri buradadır.

Çölistan Çölü ve Bahawulpur

Çölistan Çölü Sind Eyaleti’nin doğusunda yer alır. Hindistan’dan gelen kervanların karşılanması için  buraya Derawar Kalesi inşa dilmiştir. Bu kale, kurulduğu alan bakımından Pakistan’daki en büyük kaledir ve kilometrelerce öteden görülebilmektedir.  Kaleye en yakın şehir Bahawulpur’dur.  Ulaşımın çoğunlukla bisikletli çekçekle yapıldığı, ağarlarla çevrilmiş caddeleri, verandalı geniş evleri ile huzurlu sessiz ve sakin bir hayatın yaşandığı küçük bir kenttir Bahawulpur. Arkeoloji, sanat, modern tarih ve dini öğelerin sergilendiği Bahawulpur Müzesi, Noor Mahal Sarayı, Gulzar Mahal Sarayı, Bahawalgarh Sarayı gibi yerler görülebilir.  Bahawulpur Pazarı ise bölgenin en iyilerindendir.

Şems’i Tebrizi’nin şehri Multan ve Harappa

Multan, Pakistan’da tüm ticaret yollarının kesiştiği stratejik bir noktada bulunur. 2000 yıllık, zenginlikle dolu bir geçmişi geride bırakan Multan, günümüzde önemli bir endüstri şehridir. Şehir, birçok türbeyi bünyesinde bulundurması ile ünlüdür. Bu türbelerden en ünlüleri ise Mevlana’nın can dostu Şems-i Tebrizi ve onun mürşidi Şeyh Rükneddin ve Şeyh Bahaddin Zekeriya’nın türbeleridir. Her biri görülmeye değer ilginç mimarilere sahip, örneğine rastlanmayan ince bir işçilikle imar edilmiş bu türbeleri gezmeden Multan’dan ayrılmayın. Multan’dan Lahor yönüne doğru gidildiğinde iki saat sonra İndus Medeniyeti’nin Mohenjadaro’dan sonra en önemli ikinci şehri Harappa’ya gelinir. Ören yerinin yanı sıra  medeniyetin sosyal hayatı, ekonomik sistemi ve yazım şekilleriyle ilgili bilgiler alınabilecek güzel bir müzesi de vardır.

Lahor ‘un bahçeleri

Lahor Pakistan’ın İstanbuludur. Ülkenin sanayi, eğitim ve kültür merkezidir. Gazneliler Devleti ile Babür İmparatorluğu’na eyalet merkezi olmuş bu şehirde gezilecek ve görülecek çok yer vardır. Babür İmparatorluğu döneminde inşa edilen Lahor Kalesi UNESCO’nun Dünya Kültür Mirası Listesi’ndedir. Kalenin bütün bölümleri ve günümüzdeki mevcut bina Babür Dönemi’ne tarihlense de eski Lahor şehrinin tarihi çok daha eskilere gider. Babür döneminden kalma Badshai Camisi ilginç mimarisiyle dikkat çekmektedir. Mimarisi ve süslemelerinde İslami, Farsi, Orta Asya ve Hindu etkilerinin hepsi de görülebilir. İkbal Parkı’na giderek, Minare Pakistan’ı görmeyi unutmamak gerekir. Bu anıt kule, 23 Mart 1940’ta, Hindistan’da yaşayan Müslümanların Pakistan’ı kurma fikrini resmi olarak ilk kez beyan etmeleri anısına, toplantının yapıldığı yer olan İkbal Parkı’na dikilmiştir. Şah Cihan’ın veziri İlumiddin Ensari’nin yaptırdığı Vezir Han Camii birbirinden güzel freskolarla süslüdür. Şehrin en önemli ziyaret yerlerinde  Lahor Müzesi Babür İmparatorluğu, Hindu-Pakistan ve İngiliz İstilası dönemlerinden önemli koleksiyonların yanı sıra, hem Budizm hem de İslam tarihinden önemli eserleri bünyesinde bulundurur. Ghandara döneminden Budist heykel çalışmaları, İslam tarihinden ise el yazısı eserler, minyatürler, kilimler ve oyma eserleri müzede görme imkânı bulunmaktadır. Bir diğer etkileyici eser olan  Şah Cihan’ın yaptırdığı Şahlimar Bahçeleri inşa edilirken 5 coğrafi bölgeden ilham alınmıştır. Bunlar; Orta Asya, Kaşmir, Batı Pencap, Delhi ve İran’dır. Bahçelerde sayısız çeşme, ağaç türü ve bina bulunmaktadır. Şehrin en hareketli Pazar yeri olan  Anarkali Pazarı, 200 yıllık bir tarihe sahiptir ve  Güney Asya’nın halen aktif olan en eski pazarlarından biridir.

Hudutta Bayrak indirme töreni !

Lahor’dan çıktıktan 22 kilometre sonra Pakistan / Hindistan sınır kapısına vardığınızda dünyanın en ilginç gösterilerinden biriyle karşılaşacaksınız. Her günbatımında her iki hudut kapısında “Bayrak İndirme Töreni” yapılır. Tören karşılıklı olarak inşa edilmiş birer tiyatronun önündeki sahnelerde gerçekleşir. Her akşam binlerce insan bu törene büyük bir heyecanla katılırlar. Amigolar tıpkı futbol maçlarında olduğu gibi kitleyi marşlarla, milli şarkılarla harekete geçirmeye çalışır. Katılanlar gerek Pakistan tarafında, gerekse de Hindistan tarafında büyük tezahüratlarda bulunurlar. Hangi tarafın tezahüratı daha büyükse o taraf o akşamın galibi sayılır. Tören alayları karşılıklı ve eşzamanlı olarak tören kıtası gösterisini yapar ve ardından hudut kapıları kapanır. Bu törenin Pakistan seyahatinizde çok önemli bir yeri olacağından hiç kuşkunuz olmasın.

İslamabad – Pakistan’ın kalbi

İslamabad Pakistan’ın başkenti’dir. Bağımsızlık ilan edildiğinde başkent Karaçi idi. Geleceğin  başkenti Rawalpindi yakınlarında olmasına karar verildi ve İslamabad doğdu. Çok iyi bir planla inşası gerçekleşen (ama genişlemesi halen süren)  İslamabad, Pakistan’ın en temiz ve en modern şehri, diğer şehirlere hiç benzemeyen, özel kurallara tabi olan, farklı kanunla yönetilen bir şehirdir.  İslamabad merkezi bir planla inşa edilmiştir ve  şehrin her yanında türlü türlü çiçeklerle süslenmiş parklar göze çarpar. Burada ili müzenin mutlaka ziyaret edilmesi gerekir. İslamabad Milli Sanat Galerisi’ ve Pakistan’da bir benzeri daha olmayan, ülkenin kültür mirasını çok iyi yansıtan Lok Virsa Halk Müzesi. Şehrin en güzel manzarası Şakarparian tepesine çıkınca görünür. Bu tepeden kardeş şehirler İslamabad ve Rawalpindi’yi kuş bakışı görme imkanını bulursunuz. Tepede aynı zamanda Pakistan Anıtı, Pakistan ve dost devletlerin başkanlarının diktiği ağaçlarla dolu olan bahçeyi ve Rawal Gölü manzarasını görülebilir. İslamabad yakınlarında bulunan  Ghandara döneminden kalma önemli bir Budist kenti olan ve UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi’nde yer alan Taxila Antik Kenti ziyareti  için zaman ayırmak gereklidir. Bu önemli tarihi şehir Budizm’in bölgede hâkim olduğu yıllardaki Hinduizm ve Budizm’in önemli bir öğrenim merkezi idi. Ayrıca Budizm’de sanat, mimari ve eğitim anlayışının anlaşılması açısından çok önemlidir. Bu ören yerinde Buda heykelleri, buda tapınakları bulunmaktadır. İslamabad’ın görülmesi gerekenlerin başında ise  Ankara Belediye Başkanlığı da yapmış olan ünlü mimarımız Vedat Dalokay’ın eseri Faysal Camiii’dir.  Bir diğer adı “Milli Camii” olan bu yapının finansmanını Arabistan Kralı Faysal sağladığı için camiye onun adı verilmiştir.

Kardeş ülke Pakistan

Pakistan tarihi, kültürü, coğrafyası ve en önemlisi gelenleri her daim kucaklayan sıcak insanıyla keşfedilmeyi çoktan hak etti. Unutmayalım ki Hicaz Demiryolu inşaatı için bütün Müslüman ülkelerinde açılan bağış kampanyasında en çok yardım Hindistan müslümanlarından gelmişti (o tarihlerde Pakistan devleti kurulmamıştı); yine  biz Kurtuluş Savaşı’nı verirken Pakistan halkı büyük destek vermiş ve Kuvvayı Milliye’ye para yardımı göndermişti.  İki ülkenin tarihten gelen bağları böylesine güçlüyken bu özel ve güzel ülke ziyaret edilmeyi hak etmiyor mu?

Avatar
Yazar

Sanat Tarihçi

Yorum Yazın