Bir bilinmez muammaydı..hem Batı dünyası için hem de en yakın komşusu olan bizlere. Düşmandık. Yanıbaşımızdaki yüzyılların tehlikesiydi. İrticanın kaynağıydı; Türk aydınlarına saldıran, rejimimizi ortadan kaldırmak isteyen, her türlü kötülüğün anasıydı bir zamanlar. Bu yargı;  hem 70’lerde, hem 80’lerde hem de şimdilerde de maalesef devam ediyor. Bahsettiğim ülke; yanı başımızdaki komşumuz İran- Kadim Medeniyetler Memleketi..

Uzun yılların hayali olan İstanbul’dan İsfahan’a masallar eşliğinde giden “1001 Gece Treni” eskiden hayaldi – geçen yıldan bu yana ise artık iki şehir arasında yılda dört kez mekik dokuyan bir gerçekliğe dönüştü.

Bu yolculuğun başlangıç yeri olan İstanbul’dan hareket eden Özel “1001 Gece Treni” sırasıyla önce; Kapadokya, sonra da Toros Dağları, Elazığ, Tatvan, Van’dan geçerek İran hududuna geliyor.

5 bin kilometreyi tek yönde kat eden ve yurtdışında özellikle Almanya, ABD,  İngiltere, Fransa gibi ülkelerde rağbet gören ve tümüyle bir “yerli malı” olan ; uluslararası camiada “Türkiye’nin Orient Ekspresi” ve ülkemizin ilk özel treni olan “1001 Gece Treni”ni  tanıyalım şimdi:

Tren beşi yataklı, bir kuşetli, iki restoran, biri bagaj, diğeri de jeneratör olmak üzere toplam 9 vagondan müteşekkil bir rüya trenidir. Trenin tüm vagonları masal diyarına giden bir kervan kıvamında süslenmiş bir “Doğu” trenidir. Bir yönüyle “oriental” diğer yönüyle de “batılıdır”- zira gerek dekor, gerekse de içindeki restoran ve hizmetli grubu gezginlere tam anlamıyla bir nostaljiyi yaşatıyor. Yataklı vagon içindeki kompartımanlar;  nostaljik biçimde dekore edilmiş güzergah haritaları, doğu masallarıyla bezeli büyülü resimlerle süslüdür. Koridorlarda pırıl pırıl oriental halılar ve duvar süsleri sergilenmiş. Restoran vagonda oturulduğunda ise bir yandan yemek yerken, diğer yandan da “1001 Gece masalları” karakterlerini seyredebilirsiniz. “İlk Yerli Orient Ekspres” treninin  en önemli özelliği ise trenin şık dekoru değil, güzergahı ve bu güzergah içinde “özel trenin” sunduğu farklılıklardır.

Yıllardır “Transsibirya Ekspresi” seyahatini yapan biri olarak özel tren yolculuklarına özel bir ilgi ve ihtimamım vardır. Çocukluğumdan beri hayalini kurduğum bu efsanevi yolculuğa 10 yıl önce çıktığımdaki ilk tepkim neden benzer bir trenin ülkemizde olmadığı şeklindeydi. Yıllar sonra Türkiye’nin ilk özel treni   “1001 Gece”yi  organize etmem nedeniyle de bahtiyar olduğumu söylemem gerekir.

Özel trenimizin çok özel “sürprizleri”nden bahsetmeden olmaz: Toros Dağları’nın  tepelerinde yol alan trenimiz Hacıkırı’ndan geçerken durur ve müzik eşliğinde özel bir piknik  günü düzenlemesi gerçek olarak duruyor mu – üstelik Straus valsleri veya Brahms’ın rapsodileri eşliğinde dans etmek hayallerin ötesinde bir fantezi değil de nedir?

Peki Nemrut Dağı’nın tepesinde bir  rakı partisi organize etmek; veya Akdamar Adası’ndaki Surp Haç Kilisesi’nde Schubert ve Brahms müzikleri eşliğinde bir sopranodan solo parçalar dinlemek gerçek olabilir mi?

Her istasyonda folklor gösterileri olması ve görkemli bir şölen eşliğinde trenin İran’a uğurlanması nasıl hayal edilmeli?

İstanbul – İsfahan arasında seyreden bu özel trenin İran’daki duraklarına gelince; Zencan İran Azerbaycanı şehirlerinden biri ve bizim için bilinen ile bilinmeyenleri açısından da önemli bir yer. İlhanlı sultanı Olcaytu’nun UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi’nde yer alan türbesi, Zencan Çamaşırhanesi ile Kapalıçarşı’sı ziyaret edilmesi gereken kayda değer yerlerdendir.

“1001 Gece Treni”nin ikinci durağı olan Yezd ise hem meraklı hem de deneyimli gezginlerin rağber ettiği bir şehir. Zerdüşt dininin en önemli merkezi olarak kabul edilen Yezd “Ateşgah”ı şehrin olmazsa olmaz ziyaret yerlerinden biridir. Bu ateşgahdaki ateş 2000 yıldır hiç sönmeden yanmış Zerdüşt dini mensuplarına rehber olmuştur. Zerdüşt cenaze törenlerinin yapıldığı “Sessizlik Kuleleri”, Karakoyunlu döneminde inşa edilen Cuma Camii, eski evler, Su Müzesi kayda değer diğer ziyaret yerleridir. Şehirden gitmeden bir de İran’ın en gösterişli zurkhanesine mutlaka uğramak gerekir.

“1001 Gece Treni”nin bir sonraki durağı Şiraz’ı ziyaret etmek için çok neden vardır. Şiraz’a bir saat mesafede bulunan Pers İmparatorluğunun dini merkezi Persepolis’e gitmezseniz, İran’a boşuna gitmişsiniz demektir. Bu nedenle ziyaretinizin planlı ve ölçülü olması gerekir. Bu kadim şehirde bir zamanlar Kuroşların, Dariusların, İskenderlerin dolaştığını, sokaklarında törenlerin yapıldığını, Anadolulu ustaların olağanüstü kabartmalarını yaptıklarını, hayal edip kendinizi tarihin engin derinliklerine atmanız olağanüstü bir deneyimdir.

Şiraz şehrinin kendi kahramanları vardır. Gazelleriyle ünlü Hafız bunların başında gelir. Müzelerinde dolaşmak, Şah Çerag’ı gece görmek, birbirinden lezzetli yemeklerini şehrin birbirinden zarif restoranlarından tadmak Şiraz’ın ayrıcalıklarındandır. Bu güzel şehirden ayrılırmadan ise şehri doya doya yaşayacağınız en önemli yeri de unutmamak lazımdır: Kapalıçarşısı…

Özl trenimizin son düdüğü İsfahan için çaldı. Büyük Selçuklulardan Akkoyunlulara, Karakoyunlulardan Safevilere, Kaçarlardan günümüze uzanan çizgisiyle büyülü bir şehirdir İsfahan. Ömer Hayyamların, Melekşahların, Nizamülmülklerin nefes aldıkları, ürettikleri, yemek yedikleri, yönettikleri bir şehir olan İsfahan şairin dediği gibi “Nesfi Cihan”drı (yarım dünyadır).  İslam Mimarisi’nin en eski yapılarından Cuma Camii’nin sütun ormanları arasında yürümek, Ömer Hayyam’ın rasathanesine hayran olmamak, Şah Abbas’ın dünyasında aynı hayalleri hissetmemek mümkün müdür?

Yolculuğa çıkmaya karar veremeyenler için yapmaları gerektikleri bir konuyu hatırlatmak isterim. Hayallerini gerçekleştirmek isteyenlerle, yapamayanlar arasında bir adımlık fark vardır: Cesareti olmayanlar, hayallerini hapsettikleri dünyalarında yaşarlar; hayallerinin peşinde koşanlar ise ilk ve her fırsatta kendilerini özgür bırakırlar. “1001 Gece Treni” İstanbul’dan İsfahan’a gitmeyi hayal eden her gezgini hedefe ulaştırmaya hazır bekliyor..

Avatar
Yazar

Sanat Tarihçi

Yorum Yazın