Kumanova, Üsküp yakınlarında bulunan küçük bir kasabaydı o yıllar. Aile dostlarımızı ziyaret etme vesilesiyle bir hafta sonu ailece bu kasabaya gelmiştik. Vardar Nehri kıyısında bulunan istasyondan otobüse binmiş ve bir saatlik yolculuktan sonra Kumanova’ya varmıştık. Kumanovka çayının içinden geçtiği bu yemyeşil kasaba babaannemin de doğduğu yerdir.  Daha önce hiç görmediğim bu kasabaya göreceğim için heyecanlanma ne kelime, hele ailece geldiğimiz için mutluluktan kanatlanarak yürüyordum. Geniş bir kaldırımda tüm aile el ele vermiş yürürken aldığım hazzın izleri hala aklımdadır. En solda abimle el ele yürüyen küçük kardeşim ve küçük kardeşimin elinden tutan babam ortada yürüyor; ben ise annem ve babamın tam ortasında yürürken bir elimi annemin diğer elimi babamın tutmasının keyfini çıkarıyordum. Kim çekti bilmiyorum, ancak Kumanova’da ele ele tutuşarak kaldırımda ailece yaptığımız bu yürüyüşümüzün siyah ve beyaz bir fotoğrafı vardır. Mutluluğun resmini şimdi bana sorsalar ben bu fotoğrafı gösterirdim.

Yıllar geçti, yollara düştüm-rehberlik yapmaya başladım. Anadolu’nun buram buram toprak kokan, bahar kokan, her mevsim bir başka güzel olan kasabalarını, şehirlerini gezmeye başladım. İlk Anadolu turumu 1988 yılında Çekoslovakya’dan gelen 40 kişilik bir grupla Truva, Çanakkale, Bergama, Efes, Pamukkale ve Bursa’ya yapmıştım. O yıllarda cep telefonu yoktu; restoran rezervasyonlarını yollarda otobüsü durdurarak ve umumi telefon ahizesinin içine büyük jeton koyarak  telefonla yapardık. Rehber arkadaşlarımızla canımızın sıkıldığı anda whatsapp’tan yazışamaz veya email atamazdık; sevdiğimiz dostlarımızı ancak  Truva ören yerine gelmeden “Truva’lı Mustafa’nın” yerinde; Bergama ören yerinin çıkışındaki cafe’de; Efes’te üst veya alt kapının çıkışındaki mekanların birinde; Sultanköy’deki halı mağazasının bahçesinde; Kapadokya’da “Yaşar Baba Restoranı”nın içindeki “Rehber Odası”nda “Kuzu Gecesi”nde; Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nin içindeki keyifli ve modern cafe’sinde; Aksaray “Orhan Ağaçlı” tesislerinde karşılaştığımız zaman görür, orada üç beş laf sohbet ederdik.

Turlar turları, aylar ayları kovalarken; karlı kış mevsimleri, güzel bahar ayları peş peşe geçmeye başladı. Rehberlik yapmaya başladığım günden sonra yılar geçmişti ve rehberlik güzergahımı bu kez ülke hudutlarının dışına çevirmiştim. İlk rehberlik yaptığım ülke İtalya oldu; sonra Mısır, ardından Yunanistan’a gittim. 35 yıllık rehberlik kariyerimi geride  bıraktığım bu günlerde Türkiye’nin neredeyse tamamını gördüm ve 130’u aşkın ülkede rehberlik yapma şansını yakalamış olan rehberlerden biri oldum. Sayısını anımsayamadığım kadar şehir, nehir, dağ, göl, çöl, deniz, yanardağ, orman gördüm. Dünyada yaşayan tüm ırklardan insanlarla tanıştım; yeryüzünün dört bir yanında yaşayan çeşitli hayvanları doğal ortamlarında gördüm; Viyana Filarmoni Orkestrası’nın Yeni Yıl Konseri’ne tam iki kez, Salzburg Mozarteum Festivali’ne 3 kez gittim; Sahra Çölü’nde deve sırtında dolaştım; dört kıtanın farklı yerlerindeki buzulların soğukluğundan büyülendim. Bunlar madalyonun görünen güzel yüzü.

Bir Anadolu veya yurtdışı turu bir insan ömrü gibi geçer. İnsanlar turda tanışır, güzel zaman geçirir, hoş sohbetler edilir, bazen tartışma veya gerginlik de olur; yaşamlarının geri kalan kısımlarında  belki birbirini bir daha görmeyecek insanlar turda aşırı samimi olurlar. Bir turda rehber,  bazen arkadaş, bazen kardeş gibi olur; birkaç kadehten sonra bazen en yakın sırdaş, özel günlerde bazen sevinci paylaşan, bazen de hüzünlere ortak olan bir dost gibi olur.  Gidilen coğrafyalarda liderlik etmesi beklenir, haklı olarak zor anlarda sorgusuz sualsiz sorunu çözmesi beklenir. Tüm bunlar rehberlik mesleğinin özellikleridir. Tura birlikte çıkılan 20 veya 40 kişiden mesul biri olarak gruba liderlik yapmak, bir sonraki günün konularına hazırlık yapmak, gruptan gelen sorulara doğru yanıtlar vermek, çıkan sorunları çözmek, bir orkestra şefi gibi turun enerjisini yüksek tutmak ise rehberlik mesleğinin parçalarıdır.

Rehber   bazen bir arkadaş, bazen aileden biri gibi görünür. Onunla dertleşilir, onunla şakalaşılır yollarda. O sırdaş bilinir, can bilinir, yoldaş bilinir; onunla sırnaşılır, onunla üzülünür; O bazen evlat bilinir, torun gibi sevilir; bazen de onunla sevgili hayal edilir. Hüzünlü olunduğunda, yalnız kalındığında, rehberin yanında olması istenir; an gelir gitmesi istenir; sevilir ve sevmesi beklenir, istekler dayatılır; birlikte gülmek ve güldürmesi istenir. Kah yanı başında olunması, kah ondan uzaklaşması istenir, sorunları çözmesi istenir, çözümsüzlük değil ondan anında mucize beklenir. Bunlar da bir rehber için sıradan işlerdir.

Otel odalarının ev, ofis ortamının otobüs koltuğu, hayattaki en iyi dostunuzun elinizle tuttuğunuz mikrofon olduğu bir meslek sanıldığından zordur. Bayramların çalışma günü olduğu, hafta sonu kavramının yer almadığı, yıllık iznin planlama harici düşünüldüğü, yaşadığınız şehirde bazen sadece bir turist kadar kalındığı gibi konular mesele değil zaten.

Mesele; herkes gibi Pazar kahvaltısını aileyle birlikte yapamamaktır. Özlenen her şeyden uzakta olmak; ihtiyaçları olduğunda en değerli varlıklarınızın ellerinden tutamamak ve onlarla zamanı yeterince paylaşamamaktır asıl mesele. Her turdan sonra canınızdan çok sevdiğiniz evladınızın sizden ayrı kaldığında boy atmasına tanıklık edememektir meselenin zor tarafı.

“O’nu” anımsayınca efkarlandığınız vakittir ve hasretten burnunuzun direği sızladığındadır asıl mesele.

Yazımın başlangıcında anısını paylaştığım  “Mutluluğun resmini”  çekmek istediğimizde ise zamanı kaçırdığımızı farkına bile varmayız.

Bir değil, beş değil, tam 35 yıl geçti aradan. Anadolu turlarında rehberlik yaparken en sevdiğim ve en heyecanlı olduğum an  Boğaziçi Köprüsü’nü gördüğüm andı. Yurtdışı rehberliği yaptığımda da bu duygum değişmedi; İstanbul’a dönüş yolculuğunun başladığı an  hala turumun en heyecanlı anı oluyor!

****

Bu yılki kataloğumuzun kapak konusu: Rehber. Bu nedenle başyazıyı yıllarını yollarda geçirmiş, Antonina Turizm’i bu günlere getiren rehberlerimize adamak istedim. Bir turun belkemiği rehberdir. Ne otelin beş yıldızlı olması, ne otobüsün arızalı olması, ne yemeklerin kötü olması bir rehberin iyi olması kadar önemli değildir. İyi bir rehber kötü bir otel odasını bir saraya çevirebilir; kötü bir rehber ise nefis bir akşam yemeğini berbat da edebilir! Bir turun rehberi,  karı/kocaya ilişkisine benzetilir: Bir rehber turu vezir de edebilir, rezil de!

Rehberlik zor bir meslektir-ancak meslek severek yapılırsa bir o kadar keyiflidir de. Rehberlik ciddi bir çalışma disiplini ister; bir üniversite hocası ertesi gün ders vermeye nasıl hazırlık yapıyorsa rehber de öyle hazırlanmalı, tura katılan misafirlere bir bilim adamı tititzliğiyle yaklaşılmalı ve anlatım yapılmalıdır.

Rehber bir liderdir- bundan dolayı bir liderden beklendiği gibi davranmalıdır.

Rehber bir derviştir-tura katılanlara hoş görüyle yaklaşmalıdır.

Rehber bir babadır-toparlayıcı olmalıdır.

Rehber bir dosttur-herkese elini uzatmalıdır.

Rehber bir hizmetkardır-velinimeti tura katılan misafirleridir.

Her turun sonunda bir rehberin beklediği en değerli mükafat ise hizmet ettiği misafirin gülümsemesi ve gönülden verilen bir “teşekkürdür”.

Misafir memnuniyeti ve Antonina hizmet kalitesi kaygısıyla yıllardır turlarımıza emek veren tüm rehber arkadaşlarıma, emekleriyle bu seyahatleri

Bu duygu ve düşüncelerle Antonina Turizm’e bu 23 yılda hizmet vermiş tüm rehberlerimizi selamlıyor ve şükranlarımı sunuyorum.

2020 yılının terörden uzak, siyasal gerilimlerden ırak, güzel, verimli ve seyahatlerle geçecek bir yıl olmasını dilerim.

Avatar
Yazar

Sanat Tarihçi

Yorum Yazın